Progturk - Türkçe Progressive Rock SitesiProgressive Rock Haberleri Progressive Rock Röportajları Progressive Rock Türleri Progressive Rock Forumu
Kullanıcı Adı
Şifre - (?)


ProgTurk'e hoşgeldiniz. ProgTurk, Türkiye'deki Progressive Rock ve Progressive Metal severleri bir araya getirmek ve onlara en iyi içeriği sunmak için kurulmuştur. Sitemize üye olarak incelemeleri okuyabilir, yorum yapabilir ve grup bilgilerini düzeltebilirsiniz. Üye olmak için lütfen tiklayiniz.



Neo Prog Rock
(Stüdyo, 2000)
1 oy üzerinden Ortalama: 4/5

80'ler de nefesi kesilmiş Progressive Rock'a, 90 ve 2000'li yıllarda yeniden soluk vererek bu alanda ekol haline gelmiş ülkelerden biri olan İsveç'den; The Flower Kings, Anekdoten, Anglagard kadar adını duyurmayıp arka planda kalmış, maruz kaldıkları ilgisizlik sonucu kısa bir zaman süren müzik yaşamlarına son vermeyi tercih etmiş bir grup Twin Age.

Müziklerinde ağırlıklı olarak Genesis etkilerini gözlemlediğimiz topluluk, bunun yanında Marillion, Pendragon, IQ, Jadis gibi grupların takipçilerinin de sevebileceği bir sound icra ediyor. Kendilerini ayrıcalıklı kılan özellikleri, klas bir vokaliste ( Johan Hansson) sahip olmaları ve değişik gamlarda, hüzünlü modlarda dolaşan farklı besteleri bence. Bunun yanında, davulcuları 'Jörgen Hanson'un mükemmel ritim duygusu, klavyeci 'Carl Johan Kilborn'un oldukça başarılı tekniği, gitarist 'John Löwanadler ve bascı 'Petter petterson'un görevlerini layıkıyla yerine getirmeleri sonucu ortaya çıkan zerafet dolu bir albüm 'Moving The Deckchairs'.

Tanıtımın ana fikri; 'Ortalıkta yüzlerce Genesis klonu topluluk varken diğerlerinden sıyırılıp kendini farklı ve özellikli kılmanın yolu ne olabilir?' sorusunun cevabı 'Twin Age' ve onların ıskalanmış başyapıtı 'Moving The Deckchairs' albümlerinde, özellikle 'The Gates Will Open' şarkılarında saklı diyerek, grup ve albüm ile ilgili mütevazi yorumlarımıza burada nokta koyalım.

28.01.2010 23:03:39 - bay.c

Symphonic Prog
(Stüdyo, 1998)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

90’lı yılların Senfonik Progressive Rock kulvarında pek etkili olamamış ama buna rağmen kemik dinleyici kitlesini oluşturabilmiş Amerikalı bir grup olan Cairo “Conflict And Dreams” albümüyle bir nebze kendisini gösterebilmiştir. Yaptıkları müzik Amerikalı olmaları dolayısıyla ne Amerika’da yapılan progressive müziğe benziyor ne de Avrupa gruplarının yaptığı gibi çeşitlilik arzediyor. Bu topluluk yönünü sadece İngiliz progressive müziğine çevirmiş ve bir ELP, YES, Genesis ve IQ gibi grupların izinden gitmiştir. Bu çerçevede müzik yapan topluluğun kadrosu kalburüstü müzisyenlerden oluşuyor. Vokalist Bret Douglas’ın sesi Peter Gabriel ve John Wetton sentezi diyebileceğimiz bir yapıya sahip. Davulcu Jeff Brockmann ise progressive dünyasında saygı gören bir isim olmakla birlikte caz ve fusion öğelerini bestelerde zengin bir şekilde kullanıyor. Gitarist Alec Fuhrman bazen kendinden beklenmedik derecede gitar sololarda ön plana çıkmaya çalışıyor ve bu özelliğiyle standart bir gitarist görüntüsü çiziyor. Ama bu albümdeki bazı bestelerde çok uç sayabileceğimiz soloları da mevcut. Rock gitar formunu progressive bestelere çok iyi adapte etmiş ve gitarının soundu genel olarak iyi. Grubun en önemli müzisyeni diyebileceğim ismi ise Mark Robertson. Direkt olarak ELP’nin Keith Emerson’undan etkilenen bu müzisyen Cairo’nun müziğinde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Kullandığı Grand piyano ve Hammond org ise kendisinin karakteristik özelliğinin bir parçası ve bu enstrümanlarla özdeşleşmiş adeta. Robertson bırakın son birkaç seneyi son 20 yılın en büyük klavyecilerinden bir tanesidir. Gerektiğinde Vitalij Kuprij kadar hızlı, Keith Emerson kadar teknik, Jordan Rudess kadar yeniliklere açık ve Chris Ingles kadar da duygusal olabiliyor. İşte bu özelliklerin hepsini bir bünyede taşıyan bu müthiş müzisyen “Conflict And Dreams” albümünü neredeyse tek başına sırtlamış götürüyor. Albümdeki bestelerin org ve keyboard ağırlıklı olması gitarları biraz domine etmiş gibi duruyor fakat Robertson o kadar yerinde ve zekice tınlıyor ki org ve klavye sizi hiç rahatsız etmiyor.

10 dakikalık epik bir şarkı olan “Angels And Rage” ile açılan albümde Bret Douglas’ın güçlü vokalleriyle beraber Mark Robertson’un aykırı tarzı ile karşılaşıyoruz. Teknik açıdan kusuruz olan bu şarkı bir sonraki “Corridors” adlı şarkıya çok iyi hazırlıyor. Yine Mark Robertson’un Keith Emerson stili klavye oyunlarıyla açılan bu şarkı dehşet melodik yapısı ve tekniğiyle kulakları şenlendirecek bir yapıya sahip. Karizmatik ve kendinden emin vokallerle birlikte bu şarkı albümün en iyi çalışmalarından da birisi. 17 dakikalık “Western Desert” kök progressive müziğin en iyi örneklerinden birisi. Rock altyapısı üzerinde caz geçişleri ve arada sırada fusion’a da uğraması sonucunda çok komplike bir beste yaratılmış. Alec Fuhrman’ın arıza gitar soloları, bas gitardaki Jamie Browne’ın dolu dolu tekniği sonucunda 17 dakikada progressive müziğin en iyi örneklerinden birisi sergilenmiş. “Then You Were Gone” ve 16 dakikalık “Valley Of The Shadow” şarkıları ise direkt Mark Robertson’ın ezici üstünlüğüyle oluşturulan çalışmalardır. Yani dinleyin ve siz karar verin. Bugün Jordan Rudess, Derek Sherinian gibi klavyeciler insanların dilinden düşmüyor ama biz burada bas bas bağırıyoruz bu adam bir müthiş, harika, deli, çılgın evet evet dediğim gibi dinleyin siz karar verin.
“Conflict And Dreams” Hammond org soloların ve synthesizer dokunuşlarının cirit attığı, kök progressive müziğin en iyi örneklerinden birisinin sergilendiği, zaman zaman klasik müzik, caz, fusion semalarına uğrandığı, rock altyapılı, teknik ve deyim yerindeyse “manyak bir albüm”. Robertson sen insan değilsin!

19.01.2010 20:50:17 - enchant

Neo Prog Rock
(Stüdyo, 2007)
1 oy üzerinden Ortalama: 4/5

Aklımıza ve kalbimize asla silinemiyecek bir şekilde kazınan albümler serisine, Galahad grubu'nun 'Empires Never Last' isimli şahaseriyle devam edelim.

1990'ların başında kurulan topluluk ilk başlarda klasik Neo Progressive Rock sounduna sadık albümler üretti. İlk albümlerinde görülen prodüksiyon aksaklıkları, performans acemilikleri kendilerini benzerleri gibi olan yüzlerce gruptan ayırmamızı zorlaştırıyordu. Buna rağmen bestelerdekli özgünlük ve yüksek melodik güç Galahad'ın diğer gruplardan bir adım daha öne çıkmasını sağlayan unsurlardandı. Grup asıl dönüşümünü 1990'ların sonuna doğru özellikle 'Following Ghosts' albümüyle gerçekleştirdi. Progressive Rock'ın klasik kalıplarından yavaş yavaş sıyırılıp, o zamanlarda popüler hale gelen Elektronika-Drum'n Bass öğelerini müziklerinin alt yapısına yerleştirmeye başladılar. Bu durum müziklerini daha modern ve farklı bir hale getirdi.

Galahad'ın müziklerindeki yeni ve farklı yaklaşımlarının en önemli örneği olarak karşımıza çıkan 'Empires Never Last', Progressive Rock'ın gelecekte hangi yöne gitmekte olduğunun emarelerini rahatlıkla gözlemliyebileceğimiz bir albüm. Geleneksele körü körüne bağlı kalmadan, modern yaklaşımlara açık bir sound 'Progressive' yani 'İlericilik, 'gelişim' kavramlarının gerçek anlamda hakkını vermek, Galahad'ın girdiği -kişisel kanaatimce- en doğru yol olarak gözüküyor. Müzikal yapıda bir ölçüde sertleşme var, bunun yanında sözünü ettiğim elektronik öğeler yeniden gözümüze çarpmakta. Vokalist Stuart Nicholson'un canlı performanslarını çok fazla beğenmesemde stüdyo albümlerinin deneme yanılma usulü kayıt tekniklerinin avantajıyla da olsa, kaliteli vokal tekniği, değişik ses rengi ilk aşamada göze çarpan öğelerden. Dean baker'ın klavyede, Roy Keyworth'un gitarda başarılı performansları bunun yanında davulcu Spencer Luckmann ve bascı Lee Abraham'ın usta müzisyenlikleriyle güzelleşip, özelleşen bir albüm Empires Never last. Albümdeki favori şarkılarımı; 'I Could Be God', 'Sidewinder' ( müthiş bir şarkı), 'This Life Could Be My Last' olarak listeliyebilirim.

Özet olarak; albüm'ün kapağında gönderme yaptıkları devrimciliği, müziklerine de yansıtan Galahad'ın son kaydı ' Empires Never Last' hakkında, gönül rahatlığıyla;'Progressive Rock'ın en güncel haline göz atmak isteyen müzikseverler için kaçırılmayacak bir albüm olarak, Progressive Rock dinleyicisi yoldaşlarını beklemekte' yorumunu yapabilirim.

19.01.2010 15:32:36 - bay.c

Symphonic Prog
(Stüdyo, 1999)
2 oy üzerinden Ortalama: 5/5

70 li yıllarda müzik kariyerine başlamış bir grubun 90 lı yıllara gelindiğinde, kağıt üzerinde ne kadar yetkin eserler ortaya dökebileceği bir tartışma konusudur genel olarak. özellikle söz konusu grup bir progressive rock grubu ise. zira progressive rock, sanatın verili halleriyle çok fazla ilişkisi olmayan, kendi özgün tarzını yaratmayı, varolan akımların içinde kaybolmamayı 'gerektiren' bir müzik tarzı olarak göze çarpıyor. bunca teorik ve pratik engelin varlığında camel ın 99 yılında RAJAZ gibi bir albümü müzik dünyasına bahşetmesi bana göre 'dehşet' bir mevzudur.
albüm andy latimer ın aldığı bir ilhamın önce fikre ve ardından sanata dönüşmesi ile meydana geliyor diyebiliriz. latimer develerin yürüme ritminden etkileniyor ve bu ritmi albümün temeline oturtuyor. zira albümü bir nefeste dinlediğinizde aklınızda kalan ritimlerdeki o dinginlik oluyor. latimer develerin yürüyüşündeki ritmin bitmek bilmeyen çöl yollarında yolculara bir yaren olduğunu düşünüyor. notalar akarken kendinizi mısır çöllerinde ruh yürüyüşüne çıkmış bir varoluşçu seyyah gibi hissediyorsunuz. bir kervanın akışına kapılmış, her notada varoluşunu anlamlandıran, onu keşfeden bir seyyah...
albümden daha spesifik olarak bahsedecek olursak albüme adını veren rajaz adlı şarkıdan başlamak gerekir diye düşünüyorum. zira albümün hammaddesi onda..bahsini ettiğim ritmi tam anlamıyla şarkıda yakalayabiliyoruz. süregelen dinginliğin içinde bir haykırış tadında ortaya çıkan latimer soloları ise sanırsam sigaraya başlama sebebi. diğer bir inanılmaz şarkı ise sahara...develer, çöller, kervanlar...camel sanırım yıllardır yapması gereken şeyi yapıyor bu konsept albümde.
uzun lafın kısası rajaz -bana göre- camel ın çıkardığı en olgun, en yetkin albüm. bu kadar öznel bir değerlendirme yaptığım için beni bağışlayınız, zira söz konusu camel olunca işin içine hislerimi katamadan edemiyorum.

16.01.2010 00:28:18 - omardiyejon

Progressive Metal
(Stüdyo, 2008)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

Heir Apperent gibi müthiş bir şarkı bulunduran opeth albümü. Opeth'in en etkili ve tek temalı albümü. Çok melodili çok ruhlu bir anlayış opeth'i opeth yapan taraf. ancak Watershed e baktığımızda, albümün ilk notasından son notasına kadar karamsar bir hava olduğunu görüyoruz. Gel-gitleri olmayan tek noktaya bizi fokuslayan, ve sonunda amacına ulaşıp anlatmak istediğini beynimize kulaklarımıza kazıyan bir şölen. Hazmı kolay değil. Zamanla bağımlılık yapan bir albüm.

13.01.2010 18:10:54 - Bitterman

Progressive Rock
(Stüdyo, 1977)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

Müzikal kariyerlerinde olağanüstü işler yapmış olmalarına rağmen, talihsizliklerin yakalarını bırakmadığı bu yüzden hakettiklerinin çok çok altında değer ve itibar görmüş müzisyenlerin oluşturduğu bir topluluk 'Illusion'. Rock müziğin gerçek kaybedenlerinin ortaya çıkardığı kendi çapında hüzünlü ve gizemli bir başyapıt ' Out Of The Mist'.

İsterseniz hikayeyi başa saralım; Rock tarihinin büyük topluluklarından kadrosunda 'Eric Clapton', 'Jimmy Page', 'Jeff Beck' gibi üç efsane gitaristi barındırmış Yardbirds'in kurucu üyelerinden 'Ketih Relf' ve 'Jim Mc Carty' topluluktan ayrıldıktan sonra yanlarına 'Keith Relf'in kızkardeşi 'Jane Relf'i alarak bir başka Progressive Rock mucizesi 'Renaissance' topluluğunu kurdular. Ne ilginçtir ki, ilk kadrosuyla muazzam iki albüm yaptıktan sonra, 'Jim Mc Carty' ve 'Keith Relf'in 'uçak korkusu' gibi komik bir sebeple turnelere çıkamadıkları için kurucu kadro 'Renaissance'dan bütünüyle elini ayağını çekti ve günümüzde tanıdığımız 'Annie Haslam'ın başını çektiği bambaşka bir kadro 'Renaissance' grubuna geçti. 1975 yılında 'Keith', 'Jim' ve 'Jane' yeniden müzik arenasında yer alıp, yeni bir grup oluşturmak istediler. Talihsizlikleri hukuk alanında da devam etmiş olmalı ki, kurdukları grup olan, o dönemde Progressive Rock arenasında büyük bir isim haline gelmiş 'Renaissance'ın isim hakkını bile alamadıkları için 'Renaissance' ismiyle çıkardıkları ikinci albümlerinin ismi olan 'Illusion'u mecburi olarak gruplarına isim olarak seçtiler. Ellerinde bir çok albüme yetecek oranda beste ve döküman vardı, bu çalışmaları en olgun hale getirdikleri sıralarda 'Keith Relf'in ,evinde bir prova çalışması yaparken gitarındaki elektrik kaçağı sonucu talihsiz ölümü grup elemanlarının üzerinde dolanan kara bulutların dağılmadığının göstergesiydi.

Efsane 'Yardbirds'de arka planda kalan, bir başka efsane 'Renaissance'ı kurmasına rağmen esamesi bile okunmayan, müzik dünyasında yeniden parlamak için son şansını kullanacağı sırada garip bir kaza ile hayata gözlerini yuman 'Keith Relf'in ve onun kötü kaderine ortaklık yapan diğer grup üyelerinin hüzünlü halet-i ruhiye'si ilk albümleri 'Out Of The Mist'in her bir notasına sinmiş haliyle. 'Out of The Mist' ilk dönem Renaissance'ın folk yönelimli soundunun devamı niteliğinde bir albüm. Albüm boyunca hissedilen garip bir hüzün duygusu veren melankolik atmosfer, gizemli ve dingin hava dinleyenleri ilk başta içine çeken unsurlar. 'Jane Relf' güzelliği kelimelerle tarif sınırını aşan vokaliyle besteleri olağanüstü bir hale getiren öncelikli figür olarak göze çarpmakta. 'Keith Relf'in hüzünlü ve kırılgan vokali kardeşine eşlik ederek albümün diğer doruk anlarını yaratmakta. Enstrüman hakimiyeti ve sound'un özgünlüğü üst düzeyde. Albümde yer alan 'Isodora', 'Beatutiful Country', 'Solo Flight' ve 'Renaissance'ın ikinci albümü gruba ismini veren 'Illusion'da yer alıp bu albümde yeniden yorumlanan unutulmaz 'Face Of Yesterday', grubun müziğinin 'Progresive Rock' tarihinde ne kadar önemli olduğunun en önemli kanıtları.

Evet, tanıdığımız grup ve albümlerin yanında, şans faktörünün yanlarında yer almaması sonucu diplerde ve derinlerde kalmış, belki de bildiğimiz isimleri kat be kat aşan muazzam topluluklar var. Onlardan biri ile tanışmak için 'Illusion' ismi doğru bir referans olcaktır sanırım.

07.01.2010 23:52:55 - bay.c

Prog. ile Alakalı
(Stüdyo, 2002)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

David Gilmour'un Meltdown konseri olarak da bilinen bu kaydı Pink Floyd, Syd Barrett ve David Gilmour'un şarkılarının yanı sıra Hushabye Mountain coverıyla da gönülleri dağlıyor. Konserde çalan ünlü isimler ise Pink Floyd'un "Money", "Us and Them" ve "Shine On You Crazy Diamond" albümünde saksafon çalan Dick Parry ile rock gruplarının orkestral düzenlemelerini yapmasıyla tanınan müthiş kompozitör Michael Kamen.

Bu albümü sevmemin nedeni sanırsam her yanından huzur taşması. İcra edilen şarkılar Pink Floyd'un "zor" şarkıları değil ve çoğunda akustik yapı ön planda. Albümün yanına en yakışan içkinin de kırmızı şarap olduğunu belirteyim..

22.12.2009 23:43:33 - megamefta

Progressive Rock
(Stüdyo, 2009)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

1990 ve 2000'li yıllar Progressive Rock rönesansının bünyesinden Flower Kings, Kaipa, Anekdoten , Anglagard gibi büyük toplulukları çıkarmış İsveç'ten bir başka müthiş grup, 70'lerin geleneksel Progressive Rock anlayışına getirdiği çağdaş ve özgün yorumla Progressive Rock dünyasındaki etkisini gün be gün arttırmış yıldız müzisyenler takımı 'The Tangent' son albümleri usta yazar George Orwell'ın kitap isminden alıntı yaptıkları 'Down And Out In Paris And London' ile musiki aşkıyla dolu gönül bahçemizi bir kez daha şenlendirmiş durumda.

Son albümlerinde, kelimenin tam anlamıyla döktüren topluluk, bir albüm içersinde, birbirinden farklı belkide alakasız tarzları bir potada zekice ve büyük bir müzikal ustalıkla birleşitirerek, Rock, Caz-Fusion, Retro Progressive gibi tarzları bulamaç haline getirmeden dengeli bir şekilde benzersiz bir sound yaratarak, büyüklüğünü ve farklılığını bir kez daha ortaya koymuş durumda. Eski albümlerden tek fark soundun bir parça daha agresifleşmiş ve sertleşmiş olması. Andy Tillison'un ilginç klavye pasajları, nefis gitar soloları, Theo Travis'in nefeslilerdeki ustalığı, Guy Manning'in müzikal performansıyla kalitesi doruğa çıkan albüm, hemen hemen tüm müzik otoritelerinin verdiği beş yıldızlı övgüleri sonuna dek hakediyor.

Tüm büyük albümlerde olduğu gibi şarkı ayırt edilmesi zor olsa da, açılış şarkısı ' Where Are They Now ?' ve Canterbury sound'a, 'Hatfield And The North', 'Caravan' gibi büyük gruplara selam ve saygılarını yoladıkları ' Ethanol Hat Nail ( Canterbury SequenceVol.2 ) gibi şarkılar bir parça daha ön plana çıkıyor. Özetle, son dönemlerde gittikçe daha fazla birbirine benzeyen topluluklardan sıkıldıysanız, farklı ve zekice kotarılmış albümlerin peşindeyseniz 'Down And Out In Paris And London' sizler için biçilmiş bir kaftan diyerek sözlerimi burada noktalamak isterim.

21.12.2009 23:12:28 - bay.c

Neo Prog Rock
(Stüdyo, 2001)
1 oy üzerinden Ortalama: 5/5

Tek albümle hedefi 12'den vuran, bunun yanında ilerleyen yıllarla birlikte müzikal çalışmalarını askıya alarak sevenlerini üzen gruplardan biri 'Skeem'. Son gelen haberlere göre oldukça uzun bir aradan sonra yeniden stüdyoya girdiği rivayet edilen, Fransa çıkışlı topluluğun kalabalık kadrosuyla kotardığı AOR-Neo Progressive kırması olarak nitelendirebileceğim bu albümde, müzikal yapısıyla Marillion'u, vokal yaklaşımıyla Enchant'ı anımsatan bir müzikal anlayışın izlerini sürmek mümkün.

Tüm bestelerin belli bir standartın üstünde olduğu bu kayıtta, grup dinleyini teknik hakimiyet ayrıntılarıyla boğmak yerine, daha melodik yaklaşımla şarkıların genel standartını en minimal anlayışla sunma yoluna gitmiş ki, bu da özellikle benim tercih ettiğim bir durum ve bu grubu sevmemdeki en önemli etken. Grubun enstrümantel performansı ve genel soundu Avrupa Progressive Rock gruplarını çağrıştırırken, Serge Barboro'nun vokal tekniği demin sözünü ettiğim Enchant ile birlikte, Kansas ve Toto gibi A.B.D'li Progressive Rock gruplarını anımsatıyor.

Her anlamıyla ilginç, kıtalar arası müzikal karma, melodik seviyesi yüksek kaliteli bestelerle tanışmak isteyenler için 'Skeem' grubunun kendisiyle aynı ismi taşıyan albümü doğru adres olacaktır sanırım.

15.12.2009 16:22:02 - bay.c

Neo Prog Rock
(Stüdyo, 2009)
1 oy üzerinden Ortalama: 3/5

Bundan önceki, Marillion albümü 'Hapiness Is The Road' ile ilgili değerlendirmemde, 'yaşlanmaya yüz tutmuş Rock gruplarının bir kaç istisna harici, genelinde görülen enerji kaybı ve heyecan eksikliğinden dem vurmuş ve bu durumdan son iki albümdür Marillonun'da muzdarib olduğunu ifade etmiştim. İlerleyen yaş sendromları, üretimdeki düşüş, heyecan yaratan albümlerden, baygınlık yaratan tekdüzeliğe geçiş aşamaları yaşayan Rock gruplarının son sığınaklarından biri de akustik albüm yapma girişimleridir bilindiği gibi.

'Less Is More' albümüne direk bu bakış açısıyla yaklaşmak biraz fazla acımasız bir değerlendirme olur yine de. Grubun geçiş dönemi albümü olarak nitelendireceğim bu çalışmada, Marillion eski albümlerindeki unutulmaz bestelerin farklı ve akustik versiyonlarını kaydetmiş. Bu yorumlardan özellikle ' Out Of This World' ve ' This İs The 21 st Century'nin oldukça başarılı olduğunu söyliyebilirim diğer bestelerin yorumlarıda Marillion'a yakışacak oranda belli bir kalite düzeyinin üstünde. Sonuç olarak bu albüm yüksek beklentilerimizi karşılamasa da, grubun amaçlarına uygun olarak bir ölçüde durumu idare etmiş diyebilirim.

Velhasıl kelam; 27. yıllarına bu albümün tanıtım turnesiyle giren efsane topluluktan yeni bir efsane albüm beklentilerimizi şimdilik saklı tutmak kaydıyla, arada geçen zamanı Less İs More ile değerlendirebiliriz diye düşünüyorum.

26.11.2009 22:13:28 - bay.c

Sayfalar: [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] >




 
2006 - ProgTurk. Her Hakkı Saklıdır.
Bu site progarchives.com'dan esinlenerek hayata geçirilmistir.
[Programlama: Anil Okay *]
[Destek: Last.Fm ProgTurk Grubu *]