Kullanıcı Girişi | Üyelik
 
 
CAMEL
STATIONARY TRAVELLER
bay.c | 15.07.2008
Genel Konsepti, ikinci dünya savaşı üzerine oturan bu albümde savaşın yarattığı yıkımlar, ayrılıklar hüzünlü bir müzikal atmosfer altında işlenir. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldığı sevgilisine kavuşmak için her yolu deneyen bir kişin umutsuz çabalarıdır anlatılanlar. Bir çok albümünde savaşlara özellikle ikinci dünya savaşına değinen Latimer'ın savaş sonrası doğan kuşağa ait olması ve savaşın getirdiği yıkımı derinden hissetmesi sanatsal üretiminede doğal olarak yansımıştır.

Müziğin konsept ile çok iyi uyum sağladığı albümde sound çizgisi zaman zaman progressive Rock'dan , Progressive Pop'a kaysada bu durumu Latimer'ın tek başına tutunma çabası olarak değerlendirmek gerekir.

Albümün stüdyo aşamasında ve konser performanslarında Alan Parsons Project grubundan tanıdığımız David Paton, Cris Rainbow gibi isimlerin yanında eski dost Mel Collins'de Latimer'ı yalnız bırakmamıştır. Cloak And Dagger Man, West Berlin gibi vokalli bestelerin yanında Pressure Points, Stationary Traveller gibi unutulmaz enstrümanteller albümün öne çıkan besteleridir.

MARILLION
MISPLACED CHILDHOOD
Al | 25.05.2008
Marillion'u deli gibi dinlemedim ama Misplaced Childhood, bambaşka bir şey ve deli gibi dinlediğim bir albüm. bu aralar bana gelip; "bir albüm söyle ama sadece bir tane olsun" derse birisi direk bu ismi veririm kendisine. Eleman Fish'in söz yazarlığı, yarattığı hikaye, kurgu kesinlikle doyurucu ve Marillion'un ilk iki albümü yerine daha optimist ve neşeli bir albüm. Söz yazarlığının ön plana çıktığı albümde arkada çalan melodileri ise kaçırmanız mümkün değil; her saniye kulağınızı çınlatan klavye, vokalin sustuğu anda öne çıkan ve dinleyiciyi uyandıran, uçuran bir solo elektro gitar, kesinlikle bir oturuşta dinleyip, öyle başından kalkacağınız bir albüm.

Kayleigh gibi hit bir parça çıkarıp aynı zamanda albüme gerinlik kazandırabilmişler söz yazarlığında. özellikle; "do you remember..." diye başlayıp yapılan betimlemeler göz dolduruyor. öte yandan ardından gelen Lavender ve daha sonra gelen Lords of The Backstage gibi parçalar albümün neşeli ve mutluluk saçan yönünü ön plana çıkarırken, Bitter Suite ile Blind Curve ile biraz depresif bir atmosfere yöneliyoruz ve Waterhole ile tam dibe vurmuşken, Childhood End? ile ışığı görüyoruz. final parçasındaki White Feather'da ise "Divided we stand, together we'll rise" dizesi ile Fish abimiz Roger Waters'a bir güzel giydiriyor ki sormayın. böylece Pink Floyd'daki o karamsar ve dinleyiciyi sıkan havanın tek son olmadığı gösteriyor bize Fish. Pink Floyd albümlerinde, özellikle The Wall'da, çıkış yolunun ve mutlu sonun olmayabileceği düşüncesini, Misplaced Chillhood'da, üçüncü albümde zor olsa da kıran bir anti-kahraman var elimizde. öte yandan Fish'in savaş karşıtı cümleleri ve göndermeleri de albümün The Wall'dan etkilendiğinin başka bir göstergesi. zaten iki albümde de kahramanımızın çocukluğuna olan yolculuğumuz bu iki albümü bir çok yönden benzer kılıyor. Neyse çok uzaklaşmayalım albümden, iki albümün fikirsel karşılaştırılmasını albümü dinlerken kendiniz büyük ihtimalle yapacaksınız zaten.

Saygılar.

GAZPACHO
NIGHT
Al | 25.05.2008
1999 yılında kurulmuş, Marillion’un alt grubu olarak çalmış Norveçli grup. Akım olarak Neo-progressive müziğe bağlı olduğu söylenebilse de farklı bir çok tür ve gruptan ilham alarak oluşturdukları kendilerine özgü yapıları ile neo-prog’dan çok daha fazlasını bulabileceğiniz bir grup. Önceki albümleri daha çok kendi içinde bir yeri olsa da son albümleri “Night” progresif müzik piyasasına çok iyi bir giriş yaparak, herkesin dikkatini çekmekle kalmadı aynı zamanda 2007 yılı daha kapanmadan değeri anlaşılan sayılı albümlerden oldu. Progresif bir albümün değerinin genelde yıllar sonra anlaşıldığı düşünüldüğünde global bir dünyada yaşamamızın getirdiği nimetler ile Gazpacho’yu Night sayesinde aktif iken keşfettik, iyi de ettik. Zaten grup last.fm, myspace gibi siteler sayesinde tanınırlığını attırmayı sürdürmekte ve şu an grubun tüm parçalarına internet üzerinden stream sayesinde bedavaya ulaşmak mümkün.

Night albümünden yola çıkarak Gazpacho’yu incelersek; grup neo-prog çerçevesinde yaratıcılığını sürdürse de birçok farklı türlerden ve gruplardan farklı öğeler katmakta kendi müziğine. Vokaldeki Jan Ohme’nin sesini kullanmadı ustalığı, atmosfer yaratmada yaratıcılığının grubun en büyük kozu ya da özelliği diyebiliriz. Thom Yorke gibi direk kendini belli eden bir vokale sahipler ve bu da grubun ilk dinleyişte tanınmasına yol açıyor. Öte yandan vokallerin parçalardaki ilerleyişi Van Der Graff Generator’ı hatırlatabilir. Zira parçalar baştan sonra vokal etrafında dönmekte ve VdGG’daki gibi vokal parçayı sürüklemektedir. Jan yer yer arka vokale yer verse de bu vokalleri de kendi yapmaktadır ve bu arka vokaller genelde parçaların kendilerini tanımlamasını sağlamaktadır. Örneğin; Upside Down parçasındaki arka vokalin yumuşak ve melodik tamamlamaları parçayı direk hatırlanır kılmaktadır. Ayrıca Massive Illusion parçasındaki bunun tam tersi derin ve baskın arka vokal yine Massive Illusion’a bir kimlik kazandırmaktadır.

Müzikal açıdan bakıldığında teknik olarak çok fazla bir şey sunmayan, fakat bu amaç içinde zaten olmayan bir albüm Night. Müziğini yayan ve geniş zaman aralıkları içinde parçaları birbirine bağlayan grup bu bakımdan post-rock grupları ile bağdaştırılabilir. Öte yandan Pink Floyd’da görülen bu melodiyi yayma yolu ile atmosferi oluşturma amacı Night’ta önemli bir özellik halini almaktadır. Öyle ki PF’deki gibi klavyenin asıl amacı bu genişliği sağlayıp, atmosferin oluşmasını sağlamaktır. Bu bakımdan grubun klavyecisi ve piyano kompozisyonlarını oluşturan Thomas Andersen’in albümdeki rolü çok büyüktür. Klavyeyi yer yer Porcupine Tree vari kullanarak da PT dinleyicisini de albüme çekmektedir. Zira albümü domine eden vokalin en büyük yardımcısı bu atmosferi temiz ve yer yer patlamalar yaparak yaratan klavye ve gitar kompozisyonlarıdır. Fakat parçalarda araya giren keman, piyano kompozisyonları vokalin etkisini yok edip, klasik müzikten yola çıkarak dinleyiciye melankolinin ve atmosferin farklı boyutlarını da sunmayı becerebilmektedir. Öyle ki araya giren bu keman piyano ikilisi albümdeki bütünlüğün sağlamasında da en önemli görevlerden birini yerine getirmektedir. Misalen; Dream of Stone ile Massive Illusion’daki keman, piyano kompozisyonları birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir. Keman, piyano ikilisinin yarattığı bu tamamlayıcı öğeyi gitarda da bulabiliriz. Albüme, blues havası olan basit bir ritim ile giren gitar Jon Vilbo albüm biterken aynı ritmi distorsion ile daha sert çalmaktadır ve bu tarzını/ hareketini albüm içinde sık sık tekrarlamaktadır farklı ritimler ile.

Albümde parçalardan ziyade bölümlerden söz etmek daha anlamlıdır. 53 dakika 21 saniyelik tek şarkıdan oluşan albüm, dinleyiciye kolaylık sunmak açısından 5 parçaya bölünmüştür. Konsept olarak geceyi kullanan albüm gerçeklik, rüyalar ve ikili ilişkilerdeki davranışlar gibi konuları birbirine karıştırarak inceler.

Night albümüne baktığımızda 2000’li yıllarda halen müziği para kazanmadan yapma amacında olan bir grubun çabasını görmekteyiz. Tüm parçalarının post rock grupları gibi stream edilebilir olmasının avantajlarına ziyade artık işlevini yitirmiş ve burun kıvırılan bir tür haline gelmekte olan neo-progresif müzik yapan bir grubun böyle bir taktik ile albümlerini satarak, yeni albüm yapacak kadar para toplayabilmesi gerçekten takdiri hak eden bir cesaret örneği. Kesinlikle dinlenmesi gereken bir albüm olan Night şans vermek isteyeceğiniz değil, daha ilk dinleyişte etkisinde kalacağınız bir albüm.

KING CRIMSON
HAPPY WITH WHAT YOU HAVE TO BE HAPPY WITH
ahmetkemalyildiz | 21.04.2008
King Crimson'ın bu eğlenceli EP'sini ölümüne King Crimson heyranlarından ziyade tüm müziksever dostlara tavsiye ediyorum. 'The Power to Believe' albümü arifesinde ısınma babında olan bu EP'yi dinlerken aklınızdan ellerini birbirine kavuşturup çenelerine götürmüş; kuvvetli ihtimalle aynı hülyalara dalan çiftin ve arkadaki evlatlarının dalgın dalgın duruşlarını (hatta uyumuşlar mı ne?) çıkarmamanızı tavsiye ediyorum efendim.

PINK FLOYD
THE FINAL CUT
the division bell | 13.04.2008
Pink Floyd'un Waters liderliğindeki son çalışması,Floyd'un en kişisel,en siyasi ve en zayıf yapıtı olarak bilinen bir tür Waters solosu.
Aslında the fletcher memorial home ve bu tip birçok önemli parçayı bulundurmasına karşın pink floyd'un belli başlı bir önemli bir sistematiğini bozan bir albüm.
Neydi bu sistematik?Pink Floyd hep belli başlı şeylerde takılıp kalan bir grup değildi.Özellikle 70'lerden itibaren bütün albümleri konsepti ama bu konsept albümlerde belli konular yoktu.Konular farklılık taşıyordu.
Ama Waters'ın kendisinin olduğu son üç albüm olan animals,the wall ve the final cut'ta devamlı siyasi mesajlar ve politikacılara yaptığı sert eleştiriler,soğuk savaşın kendisini hissettirdiği dönemde muhakkak olmalıydı.Ki özellikle the wall'da bu durumdan meyvelerini veriyordu.
Fakat ister istemez belli konularda duraksama ve aşırı otoriter davranmak hem müziğin monotonlaşmasına hem de waters'ın eleştirdiği o baskıcı siyasetçilere dönmesine yol açtı.Böylece mason,gilmour,wright ve waters yaptıkları işten zevk almamaya başladı ve waters tabiriyle pink floyd ''yaratıcılığını tamamlamış'' bir grup görüntüsü çizdi.Halbuki bu monotonlaşmanın ve meşhur tatsızlıkların baş sebebi de bizzat roger waters'tı.
Özetle,the final cut;pink floyd tarihinin en kritik ve en eleştirilen albümlerinden biri olmasına,bir waters solosu olmasına karşın;floydianlarca ve müzikseverlece zevkle dinlenebilecek, sert ama şimdiki siyasi otoriteler için bile önemli mesajlar veren bir önemli albüm.

PINK FLOYD
P*U*L*S*E
the division bell | 13.04.2008
Pink Floyd'un veda konseri niteliğindeki,müzik tarihinin en görkemli konser turnesi kabul edilen Pulse'ün cdsi,gerçekten pink floyd hayranları için çok güzel bir deneyim olacaktır.
Dave Gilmour'un 80'lerde kendini hazırladığı ses ve görsel anlamda büyük yenilikler taşıyacak konser sistematiğinin doruk noktası olan Pulse'ün albüm cdside en az kadar dvdsi kada kıymetli.Çünkü pink floyd bilinç altımızdaki görüntüleri zihnimize ve deyim yerindeyse gözlerimin önüne getiren tek grup.
Genel olarak,iyi bir albüm.Özellikle shine on you crazy diamond orginal versiyonuna göre çok daha canlı ve çarpıcı.Wish you were here'ı ilk dinlediğinizde bedeninizde tuhaf bir coşku hissediyorsunuz ama maalesef geçici.Comfortably Numb,gerçekten efsanevi ve vazgeçilmez bir hal almış çok çarpıcı bir versiyonuyla karşınızda.
Kısacası,mutlaka alınması gereken çok kıymetli bir çalışma...

 
15
 
Steven Wilson ve Mikael Akerfeldt'den yeni albüm
Gazpacho'dan Yeni Albüm
Blackmore's Night'dan yeni bir albüm haberi.
Yeni bir Türk Progresif Rock topluluğu: Nemrud
Renaissance'den yeni bir DVD...
Tarihi buluşma
Renaissance geri döndü...
ELP'den boxset müjdesi.
Alan Read ilk solo albümü için stüdyo'da.
Rush'ın yeni albümünün ismi ve tarihi
 
 
 


2006 - 2010 Progturk.com
Bu site progarchives.com'dan esinlenerek hayata geçirilmiştir.
Destek: Last.fm ProgressiveTR grubu
Kodlama ve Tasarım: Anıl "megamefta" Okay