Son albümde yakalanan bazı güzel kısımlar, melodik tatlar olmasına rağmen genel manada insanı iten bir müziği benimsemiş olmaları, Dream Theater gibi yenilikçi bir gruba yakışmıyor. Dream Theater bu zamana kadar yaptığı en iyi işlerden biri olan progressive rock şarkılarını; ilham aldıkları diğer kaliteli müzik gruplarının eserlerini medley halinde veya olduğu gibi yorumlamaya devam etsinler. Böyle bir yorum da gayet tabii, böyle bir gidişatı benimseyen bir gruba yakışırdı.
CARAVAN
FOR GIRLS WHO GROW PLUMP IN THE NIGHT
Pibroch | 30.09.2009
Caravan'ın 74 tarihli albümü grubun orta dönemine rastlar. Richard Sinclair'dan yoksun ilk albümü olarak da ilk dönem Caravan sound'undan çokça farklılık gösterir. Bu albümü Caravan'ın diğer baba albümleri (In The Land Of veya If I Could gibi) ile karşılaştırmadan Pye Hastings'in yeni girdiği bir yol olarak dinlerseniz Caravan'ın en iyi albümlerinden biri olduğuna katılırsınız fikrindeyim. Müzikalite üst düzeyde, kompozisyonlar son derece başarılı. Memory Lain adlı ilk parçada nefeslilerin nefis katılımı ile coşan ekip, Surprise Surprise ile yine o esprili ama enstrümantel bölümlerde sert ve takır takır tabir dediğimiz örnekleri sunuyor. Burada David Sinclair'ın moog tonlara ağırlık verdiğini görüyoruz ve nefis bir performans göstermiş albümün genelinde. Mesela albümün de en sağlam parçası olan enstrümantel L'auberge Du Sanglier'de, nefis yaylı orkestranın üzerinde bağırttığı moog klavyenin eşine az rastlanır. Yine Be Alright'da bascı John Perry'nin vokali ile katkısını izliyoruz. Zaten albüm genelinde ikinci vokallerde Pye Hastings'in o ince ve kırılgan-narin ses tonuna nefis çift seslerle desteğini esirgememiş. Albümün hemen hemen tamamında müzikaliteye çok dikkat edilmiş, zengin armoniler, artistik bölüm geçişleri ama en önemlisi o klavye tonları...
Caravan'ın bu albümü benim için her zaman zevkle ve son enstrümantalde gözler dolarak dinlenir.
ALAN PARSONS PROJECT
EYE IN THE SKY
bay.c | 30.09.2009
Alan Parsons Project'in 80'ler başından itibaren müzikal ve ticari başarı olarak vites yükseltmesinin ikinci halkası ' Eye In The Sky' albümüdür.
Albüm konsept olarak Rock gruplarının çok sevdiği ve konu edindiği bir edebi eser olan George Orwell'ın '1984' romanı ile ilgilidir. Birey'in her türlü hareketinin otoriter bir devlet yapısı tarafından gözlem altında tutulduğu kara-utopik yaklaşım 'gökyüzündeki göz' tabiriyle çıkar karşımıza.
Albümün müzikal yapısına geçecek olursak, idaalı olarak albümde tek bir boş beste bulunmadığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Alan Parsons Project dinlemeyenlerin en azından 80'lerin önemli hitlerinden biri olarak tanıdığı 'Eye In The Sky', yine oldukça tanıdık, 'Sirus', 'Mammagamma' gibi enstümanteller, 'Pyschobable' gibi oldukça dinamik besteler, Old And Wise gibi unutulmaz balladlar ile dolu albümde bir şarkı vardır ki, ' Senfonik Rock ne menem bir şeydir?' diye soranlara cevap niteliğinde ders niyetine dinletilmesi gereken Silence And I'dır. Andrew Powell'ın yönetimindeki senfonik orkestranın olağanüstü performansıyla desteklenen bu mükemmel beste baş döndürücü ritmik ve melodik geçişleriyle nefesleri kesen bir kayıttır.
ALAN PARSONS PROJECT
THE TURN OF A FRIENDLY CARD
bay.c | 30.09.2009
Alan Parsons Project'in kurulduğu dönemden beri müzikal başarısının tavana vurduğu ve bu durumun liste başarısı olarak da kendini gösterdiği bir albümdür ' The Turn Of A Friendly Card.
Konsept olarak, bilinçaltının derinlikleri ile ilgili karmaşık bir konu edinmesine rağmen kolay anlaşılır müzikal yapı ve 'radio friendly' olarak tabir edilebilecek besteler bu başarının en önemli sebeplerindendir.
Albümden ' Time', 'Games People Play', gibi hitler çıkarken bence en göze batan unsur, The Turn Of A Friendly Card başlığı altındaki 6 bölümden oluşan mükemmel besteler ve özellikle albüm ile aynı adı taşıyan unutulmaz The Turn Of A Friendly Card'ın birinci ve ikinci bölümlerinin göz kamaştırıcı senfonik ve melodik zenginliğidir.
ALAN PARSONS PROJECT
EVE
bay.c | 29.09.2009
Kaybeden literatüründe geçen, erkekler için sarfedilmiş 'Kadınları anlamaya çalışma ve daima tetikte ol' cümlesinin içeriğine ya da 'kadınlar ne ister?' sorusuna vakt-i zamanında Alan Parsons ve Eric Woolfson'da kafa yormuş olmalı ki, 'Eve ' albümü kadınlarla ilgili bir konsept olarak karşımıza çıkmış. Albüm kapağının içeriği ilginç; ne olduğunu açıklamayalım kapağı dikkatlice inceleyenler bulsun demekle yetinelim, yalnız bu kapak ile Alan Parsons ve müzisyen arkadaşlarının 'kadınların gerçek yüzleri aslında budur' gibi anti feminist ve maço bir yaklaşımda bulunucağını düşünmüyoruz ve işin aslının ne olduğunu ingilizcesi daha sağlam bir arkadaşın şarkı sözlerini değerlendireceği başka bir tanıtım yazısında görmeyi temenni ediyoruz.
Albümün müzikal yapısına gelecek olursak; ' Lucifer gibi nefis enstrümantellerden ' You Wont Be There' gibi duygusal modlarda doluşan şarkılara, oldukça sevimli içeriği ve mükemmel senfonik alt yapısıyla albümün yıldızı olarak parlayan 'Winding Me Up' gibi çalışmalara varıncaya dek gayet keyifli dakikalar geçirmemizi sağlayan iyi bir kayıt ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz, 'The Turn Of A Friendly Card' ya da 'Eye In The Sky' gibi daha iyilerinin ilerleyen zaman ile birlikte karşımıza çıkacağını hatırlatarak tabii ki.
CITIZEN CAIN
SERPENTS IN CAMOUFLAGE
bay.c | 28.09.2009
Bu gün Neo Progressive diye bir tarzdan söz ediyorsak bu tarzın en büyük yaratıcılarından birinin 60'lar sonunda oluşturdukları sound ile Genesis olduğu su götürmez bir gerçektir. Genesis müziğiyle öyle büyük bir etki yaratmıştır ki onun müzikal izlerini takip ederek zamanla kendi soundunu oturtan Neo Progressive tarzının Marillion, IQ, Pendragon, Pallas gibi dört büyük grubunun yanında Peter Gabriel'in vokal tekniği ve ses rengine varıncaya dek bu soundu günümüzde yeniden yaratan yüzlerce gruba rastlamak mümkündür.
Bu örneklerden bir tanesi de, artık bir araya gelmesi mümkün olmayan Genesis nostaljisinin yarattığı burukluğu bir şekilde gidermemizi sağlayan Citizen Cain'dir. Grup debut albümü Serpent İn Camouflage ile sanki Genesis'in orjinal kadrosu yeniden bir araya gelmiş ve kuruldukları dönemden 70'ler sonuna dek yarattıkları muhteşem sound tadında yeni bir albüm çıkarmış hissiyatı yaratıyor. Cyrus vokaliyle acaba Peter Gabriel'in yüzlerce klonundan biri olabilirmi şeklinde şüphelere kapılmamıza yol açarken, gitarda Steve Hackett'in klavyelerde Tony Banks'in gölgesi gibi müzik icra eden Stewart Bell ve Frank Kennedy ile Genesis özlemini bir şekilde gidermiş oluyorsunuz. Bestelerin genel yapısından, flütün belli belirsiz kullanımına kadar Genesis'in peşine takılan Citizen Cain, yeni bir şeyler sunmak yerine hayran oldukları soundu kendi besteleriyle yeniden canlandırmak yolunu tercih etmişler ve bu yolda başarılı olarak pek de iyi etmişler.
Nerede bir bir Lamb Lies Down On Broadway? Nerede Seeling England By The Pound, Nursey Crime diye diye hayıflananlar, hüznünüzün tavana vurduğu anda anti depresan niyetine bir dozaj Serpent İn a Camouflage alın plecebo içerikli bir ilaç olsa da Genesis bağımlısı bünyenize iyi gelecektir.