İletileri Göster

This section allows you to view all posts made by this member. Note that you can only see posts made in areas you currently have access to.


Messages - hakan_el

Pages: 1 2 [3] 4 5 ... 9
31
Yabancı Progressive Rock Grupları / Ynt: Camel
« on: Ocak 07, 2010, 01:51:17 ÖÖ »
Camel bir efsane. Dilerim grup bu yil hem yeni bir albümle karsimiza cikar hem de genis kapsamli bir konser turnesine cikar.

32
Gazpacho - Tick Tock

Winter Is Never bu grubun en cok sevdigim sarkisi oldu, Night'i solladi. Bunun disinda progressive rock'a cok uzak kaldim bu yil.

33
Doves, benim de begendigim bir grup. Bir zamanlar tavsiyene uyup The Last Broadcast albümlerini almistim Gökhan. Britpop'u pek sevmesem de bu albümü cok sevmistim. Öyle Blur gibi degil, cok daha kaliteli bir müzik Doves'unki. King Crimson klasigi Moonchild'in kendilerine özgün coverlariyla progressive dinleyicilerinin de ilgisini cekmisler. Son albümü dinleme firsatim olmadi ama bir yere yaziyorum bu albümü.

34
Müzik-Genel / Ynt: Şu Anda Ne Dinliyorsunuz?
« on: Ocak 07, 2010, 01:33:19 ÖÖ »
Cocteau Twins-Summerhead

Harika parca, muhtesem grup!


Bauhaus - The Dog's a Vapour

35
Müzik-Genel / Ynt: Jazz
« on: Ocak 07, 2010, 01:31:48 ÖÖ »
Bu aralar efsane üstad jan Garbarek'in, yoldaşlarından basçı Eberhard Weber'in 'Silent Feet' albümünü dinliyorum. Sevebileceğim caz formatı böyle bir şey işte.


Konu ile pek alakasi yok ama Jan Garbarek'i duyunca kizi Anja Garbarek'i de yazayim dedim. Jazz ve Trip-Hop tarzlarini ic ice basarili bir sekilde icra edebilen önemli bir müzisyen kendisi. Ayrica sesi ve fizigiyle de cok etkileyici bir hatun.

36
Genel / Ynt: Edebiyat
« on: Ocak 02, 2010, 02:30:49 ÖÖ »
Oguz Atay - Tutunamayanlar

Tavsiye icin cok tesekürler sevgili bay.c.  ;)

37
En son bir-iki gün sonra cikaracagim listeyi paylasacagimi söylemistim. Aradan ne kadar zaman gecti bilmiyorum, saymadim cünkü. Bildigim tek sey 2009'un lanetli koca bir yil oldugudur. Giderken benden cok sey aldi da öyle gitti 2009. Yeni yil icin mutluluk ve saglik mi? Güldürmeyin beni... En iyisi hep beraber isimize bakalim ve gönülden baglandigimiz müzikle devam edelim...


Post-Punk'in günümüzdeki basarili temsilcilerinden Editors, bu yil icinde cikardigi 3. albümleri In This Light And On This Evening ile sound'unda degisime gitmeyi tercih etmis, revacta olan elektronik müzige ayak uydurmaya karar vermis. Bu yüzden grup olumlu elestiriler aldigi kadar olumsuz elestirilere de maruz kaldi. Bir yanda yakalanmis basarilari tekrar tekrar yineleyip meyvelerini yemek varken neden elini tasin altina koyup risk alasin ki? Bunun bir tek nedeni büyük insanlarin, büyük takimlarin, büyük gruplarin kendilerine olan öz güvenleridir diye düsünüyorum. Kolay alinacak bir risk degil cünkü bu. Bilincsizce yapildigi sürece isleri eline yüzüne bulastirmanin olasiligi kacinilmazdir. Bu noktada büyük grup olan Editors'ün üyeleri ciddi ve bilincli bir bicimde icra ettikleri bu albümde, girdikleri yükün altindan kalkmayi basardiklarinin bir kanitidir. In This Light And On This Evening, grubun en iyi albümüdür bence ve grubun gelecegi icin yeni ufuklar acildiginin bir göstergesidir. 


The Knife'in olmazsa olmazi, Röyksopp'un bu yilki flas albümü Junior'da This Must Be It ve Tricky, Tricky parcalarina yaptigi volallerle tüm dikkatleri üzerine ceken Karin Dreijer-Andersson, Fever Ray isimli solo calismasinin ilk meyvesi olan 'Fever Ray' albümü 2009 yilina damgasini vurdu. Albüme hakim olan elektronik yapinin üstü Karin'in ilginc yorumu, yer yer rüya aleminden gelen korolar, donuk tonlarda geri vokaller, synthesizer dokunuslariyla süslenmis ve ortaya hem cok karanlik, hem de cok eglenceli bir calisma cikmis. Dinledigim en iyi albümlerden biri oldugu kesin. Bir Kid A ya da bir The Eraser ayarinda, tamamen cigir acan bir calismadir Fever Ray. Nasil deniyordu, Art-Rock mu? Ben buna sadece Art diyorum.


Elektronik müzik bu yila damgasini vurduysa bunda önemli rol oynayanlarin Soguklar Diyari'ndan, Iskandinav ülkelerinden oldugu gözardi edilemez. Elektronik müzigin günümüzdeki en iyi temsilcilerinden olan Norvec cikisli Röyksopp, Junior albümüyle listeleri alt-üst etti, bizleri mest etti. Kimileri müzigin sadece enstrümanlarla icra edildigini savunur, bilgisayarlarla, elektronik cihazlarla yapilanin müzik olmadigini düsünür, dolayisiyla bu islerle ugrasanlara müzisyen yerine teknisyen demeyi tercih ederler. Oysa bircok diger örnekle beraber Junior'in nasil üstün bir müzik anlayisiyla ortaya ciktigi, "El emegi, göz nuru" bir calisma oldugu bu tezi utandiracak kadar acik ve net. Tek bir saniyesinin bile bos olmadigi, incecik ayrintilara dahil ne kadar dikkat edildigi, vokallerden ritimlere, orkestrasyondan elektronik beatlere, bastan sona kült bir albüm kesinlikle.


Cilgin sahne performansi, kiyafetleri ve gözlerine cektigi siyah kalemlerle kendine has tarzi ve üslubu olan, Sneaker Pimps'in kurucu üyelerinden Chris Corner, IAMX adli solo projesiyle bu yil 3. stüdyo albümü Kingdom Of Welcome Addiction'i yayimladi. 80'lere duyulan özlemle günümüzün müzigini yapmanin en iyi örneklerinden birini bu albüm ile dinleyicilerine sunuyor sevgili Chris. Frou Frou'dan tanidigimiz Imogen Heap ile düet yaptigi My Secret Friend parcasi albümde bir adim öne cikiyor. Her ne kadar "Agir Abi" rolünde olursaniz olun IAMX'in seksi ve cilgin sahne sovu karsisinda maymun gibi oradan oraya hoplayip ziplar, "I love you, I hate you!" diye avaziniz ciktigi kadar bagirir, ufak tefek olsaniz dahi ayaklar altinda ezilme pahasina seyirciyle korkusuzca 'Pogo' yaparsiniz. Benden uyarmasi...


"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatim degisti." diye basliyor Orhan Pamuk Yeni Hayat romanina. Bu cok sevdigim cümleyi kendim icin uyarlamam gerekirse "Bir gün bir grup dinledim ve bütün hayatim degisti." diye olurdu sanirim. Gecen yila kadar haberdar olmadigim Piano Magic'i sevgili dostum Ozan (eger okuyorsan foruma katilip bir-iki sey yazmani cok isterim) grubun albümlerini bir cd'ye doldorup bana verene kadar hersey normal, gündelikti benim icin. Ben bu albümleri bir bir dinleyip grubu tanidikca yeni bir illete kapildigimi hissettim. Soguk kis geceleri sokaklarda, kulakliklarimi takmis Piano Magic'i dinleyerek yürüdügümü, üsütüp birkac günü yatakta gecirdigimi biliyorum. (Bunun hesabini sorarim sana Ozan :) ) Bu yil 10. stüdyo albümü Ovations'i yayimlayacaklarini aciklayan grup üyeleri, albümde yer alan parcalardan ikisinin vokallerini Dead Can Dance'in efsane ismi Brendan Perry'nin üstlenecegini de duyurdu ve böylece heyecanim ikiye katlanmis oldu. Hem Piano Magic, hem Brendan Perry. Ikisi bir arada! Iki ay kadar bir sürenin ardindan yayimlanan Ovations, beklentilere güzel bir yanit niteligindeydi.


Gecen yil gittigim bir konser vardi. IQ'nun headline olarak cikacagi konserde genc, dinamik ve catir catir calan genc bir grup sahnedeydi. Elektronik beat'ler, synth'ler havada ucusuyor, yer yerinden oynuyordu. Muazzam bir performansti anlayacaginiz. Genc yeteneklerin hakki verilmeli, hele sergiledikleri bu performansla. Gelin görün ki, "normali varken bu zibidiler niye" zihniyetinin doldurdugu bir mekanda sekilcilik bas gösterdi. Sekilciler icin bir grubun nasil caldigi degil, ne caldigi önemlidir. Sarki esnalarinda ulumalar, konusmalar, dalga gecmeler aldi basini gitti. Grup ciliz alkislar disinda sahneden sonunda defolup yerini IQ'ya birakacak diye adam gibi bir alkis alabildi. Sira IQ'ya geldiginde grup, vokalleri Peter Nicholls'dan yoksun sahneye cikinca oradaki kalabaliga "Oh olsun size inekler." dedim icimden. Bahsettigim konserdeki ön grup Pure Reason Revolution'di. Bu yil Amor Vincit Omnia ile müzikal yapisinda köklü degisiklikler yapan bu grup, ilk albümle yakaladiklari basariyi ikinci albümleriyle de pekistirerek yollarina emin adimlarla devam ediyorlar. Biraz Ahmet Hakan'in üslubu gibi olacak ama; genc bir grup bu kadar yaratici ve kulaklari disa kapaliysa, hele hele daha ikinci albümünde böyle bir risk alabilmisse, basarili da olmussa, o grup gelecegi parlak, ilerisi icin vaad eden bir gruptur.


Büyük gruplarin kendilerine olan güvenleri ve müzikal becerileriyle tüm riskleri göze alarak soundlarinda ciddi degisime gidebildiklerini konusmustuk. Bu öyle büyük bir risktir ki, yeni ufuklara acilmayi hayal ederken sahip oldugun dinleyici kitlesini de bir anda kaybedebilirsin. Dinleyici kötü olani cok cabuk algilar. 2005 yilinda cikardiklari And The Glass Handed Kites albümüyle Mew, o dönem beni cokca mesgul etmisti. Bu albüm alternative mecrada 'konsept albüm' tanimlamasina girecek ilk albümlerden biridir -hala- bana göre. Aradan gecen dört yillik süre icinde gruptan bir ses cikmadi. Yeni bir And The Glass Handed Kites ile dönmelerini diledigim ve özledigim bir gruptu Mew. Bu yil No More Stories Are Told Today Sorry... ile tekrar aramiza dönen Mew, cikista olan elektronik müzik sularina dalmayi tercih etmis. Editors ve Pure Reason Revolution gibi ellerini tasin altina koymuslar ama oradan geri alamamislar ellerini. Itiraf etmeliyim ki, albümü bastan sona dinlemis degilim. Albümün yapisi buna müsaade etmiyor nedense. Ne zaman dinlemek istesem, bir sans daha vermek istesem sira sira degistiriyorum parcalari ve her birini en fazla birer dakika dinleyebiliyorum. Belki sadece bana öyle geliyordur, bilemiyorum. Okudugum kadariyla cok olumlu elestiriler de almis No More Stories Are Told Today Sorry... Ama ben 'bence' diyorum ve bu yil bana hayal kirikligi yasatan grubun Mew oldugunu söylüyorum.


The Bedlam In Goliath ile cilginliktaki son noktaya varan The Mars Volta bu yil tam tersine oldukca sakin, hüzün dolu bir calismayla, Octahedron ile herkesi sasirtti. Omar Rodriguez-Lopez'in dedigi gibi "insanin 'Keyif' alarak dinleyecegi ilk The Mars Volta albümü" olmus Octahedron. Burada Keyif'ten kasti ütü yaparken veya raflari silerken arka planda calinabileceginden bahsetmis. Öyle de olmus. Daha gecen yila kadar matematik islemi gibi parcalar yapan grup, bu yil "Bizim akustik albümümüz böyle olur." diye giristikleri is sonucu ortaya harika bir calisma cikarmis. Bu kadar gel-git arasinda olan bu adamlarin ruhlarindan gercekten endise ediyorum.


Bu yilin en ilginc albümü Grizzly Bear'den geldi. Sunu söylemem gerekiyor ki, Veckatimest icine girilmesi cok zor olan bir albüm. En azindan benim icin böyle oldu. Bir yaratik düsünün ki karsiniza cikmis size bakiyor, burnunu yavas yavas size yaklastirip kokluyor, etrafinizda dönüyor ve koca disleriyle sizi isirip yemeye basliyor. Veckatimest de aynen böyle bir yaratik gibi kurbanina yaklasiyor. Fleet Foxes Veckatimest icin "en iyi 00 albümü" yorumunda bulunuyor.


Jeniferever, Spring Tides ile bu yil kalbime en yakin, ruhsal halime en uygun düsen grup oldu. Grup, önceki calismalarina göre daha karamsar bir hava icine girmis, Indie'nin durgun sularindan bir nebze olsun cikip daha isyankar ve daha serte kacan tonlar kullanmis. Günümüzde Joy Division'in karsiligi Editors ise The Cure'un karsiligi Jeniferever'dir bana göre.


Ilk 3


3. Ovations - Piano Magic


2. Junior - Röyksopp


1. 'Fever Ray' - Fever Ray



2009 EP'leri, Single'lari, ivir zivirlari...

Oceansize  Home And Minor Cok seviyorum bu grubu. 6 sarkilik bu mini albümle kendilerine olan sevgimi ikiye katladilar kesinlikle.

Massive Attack  Splitting The Atom Pek begenmedim acikcasi. Massive Attack her zaman cigir acan islere imza atmis olan bir grup. Bu kücük albüm bana pek vasat geldi. Grubun 2010'un Subat ayinda cikacak olan 5. stüdyo albümü Heligoland icin pek iyi sinyaller vermiyorlar. Günahlarini da almak istemiyorum ama...

Thom Yorke   Feeling Pulled Apart By Horses / The Hollow Earth Müzik anlayisima yön vermis adam, her zaman cok sevdim, seviyorum, sevecegim...

Elizabeth Fraser  Moses Acaba? Göklerin prensesi, cennetin melegi 2010'da bizlere sürpriz yapar da rengarek sesinin küllendirdigi buruk kalbimize sonunda bir albüm bahseder mi acaba?

Beach House  Norway Harika bir albüm yolda. Norway inanilmaz hos bir parca...



2009 cikisli, göz atilmasi gereken birkac önemli albüm daha;

Arms And Sleepers  Matador Albüm bastan sona büyük bir keyifle dinlenir, o da yetmez bir daha bastan almak istenir. Simone'a dikkat!

A Place To Bury Strangers  Exploding Head Enerjik, dinamik, bombastik, gürültü dolu, kirli kokulu, eglenceli, neseli, hirsli, sinirli... Ismindeki gibi patlatir kafayi, ondan korumali akli...

Mono  Hymn To The Immortal Wind Melankoli Imparatorlugu'nun son krali vahsete kaldigi yerden devam ediyor, acisi olan siginacak delik arar...

Do Make Say Think  Other Truths Bravo cocuklar, nihayet sevebildim sizi...

Archive  Controlling Crowds En iyi albümleri kesinlikle...

The Horrors  Primary Colours Sizi p.cler, yine yapmissiniz yapacaginizi...




Ingiltere cikisli The xx, XX adli debüt albümleriyle bu yilin en iyi cikis yapan grup ünvanini haznesine coktan yazmistir. Herbiri 90'larin basinda dogmus olan bu gencecik yeteneklerin ortaya koyduklari müzik, dinleyenleri hayretler icinde birakiyor. Grubun müziginde 80'lerin Post-Punk, New Wave havasi oldukca hakim. Bununla birlikte elektronik ve R'n'B (!!!) elementleri tuvale cok iyi yedirilmis. Ortaya cok hos, dinledikce daha cok dinlenesi bir calisma cikmis. "Yolunuz acik olsun cocuklar!"




Yaklasik 30 yillik gecmisiyle dur durak bilmeyen, her zaman belirli bir cizgide durmus, basladigi gibi devam etmis olan bu efsane grubun önünde egiliyor, The Eternal ile isimlerinden söz etmeden gecemiyorum. Sonic Youth = Büyük Deha




Karin Dreijer-Andersson gerek Fever Ray projesiyle, gerek Röyksopp'in son albümüne yaptigi katkilarla 2009'un en basarili sanatcisidir bana göre. Bir yil icinde direkt zirveye yerlesen iki albümde de büyük pay sahibi olmak sikca görülen birsey degil. Karin de sikca rastlayamayacagimiz ender sanatcilardan biri...






38
Yabancı Progressive Rock Grupları / Ynt: Radiohead
« on: Aralık 16, 2009, 02:09:36 ÖS »
How to Disappear Completely... Bazen insanin ihtiyaci oldugu tek sey. Parcanin canli performans yorumu da cok vurucudur.

39
De/Vision sağlam grupmuş... Eyvallah Anıl ;).

De/Vision iyidir, ne de olsa hemsehri sayiliriz. :) Kücücük Darmstadt kentinin bile köklü gruplar cikardigi Almanya, Synthpop, Futurepop dalinda kaliteli gruplara ev sahipligi yapiyor. Seabound ve Rotersand dinlemeye deger iki grup. Ancak konu Industrial müzik olunca NIN ve VNV Nation'i tek gecerim.

40
Genel / Ynt: Futbol
« on: Aralık 16, 2009, 12:36:40 ÖÖ »
Turkiye'deki spor basini oldugu surece Turk futbolu adam olmaz. Galatasaray ve Fenerbahce'de Brezilya milli takimindan ust duzey futbolcular forma giyiyor, iki mac oynayamayinca bosa transfer cart curt bik bik otuyor kose yazarlari. Su anda dunyada en guzel oyunu izledigimiz M. United, Barcelona, Arsenal gibi takimlarsa bunun sonucu sabirdir. Sabretmeden iki mac oynayip sistemi oturtabilecek bir spor camiasi yoktur. Ama ne yazik ki eksik olmasin sahane (!) spor basinimiz var. Ercan Saatci ve onun gibilerini kose yazari diye calistiran zihniyete de girmek istemiyorum.

Türkiye'deki spor basininin Türk futbolu üzerindeki etkilesinin sadece buz daginin ucu oldugunu düsünüyorum. Avrupa'da ve dünyada dikis tutturamamizin sebebi kendi muhakememizi kendi icimizde dogru düzgün yapamamamiza, elde edilen basarilarin üzerine degil birseyler koymayi, gün gectikce gerileyen gerileyen takimlarimizi pohpohlamaya, klüp baskanlarinin takimlarini sahiplenmelerine, yönetim ve idarenin alinan basarisiz sonuclarini baska yerlerde aramalarina, ruhsuz futbolculara, sikeye prim veren topculara vs. bagliyorum.
Ercan Saatci'yi okumak en az yaptigi müzigi dinlemek kadar zaman kaybidir.

41
Ben liste hazirliklarina simdiden basliyorum. Genis bir liste olacak sanirim ve bir-iki güne kadar burada sizinle paylasmak istiyorum. Liste biraz daha Indie ve elektronik müzige dönük diyebilirim cünkü Alternative mecrada bu yil tam bir sessizlik hakimdi. Yilin en iyi albümleri, en iyi parcalari, en iyi cikis yapani, (maalesef) hayalkirikligi yaratanlari, yilin grubu/sanatcisi vs. MTV Müzik Ödülleri gibi oldu ama bir cok dalda genis bir liste. :)

42
Yabancı Progressive Rock Grupları / Ynt: Radiohead
« on: Aralık 16, 2009, 12:10:51 ÖÖ »
Bahsetmeseydim keşke Neil Peart mevzusundan.

Keske ben de daha sakin bir tavirla konuya yaklassaydim diyorum. Mevzunun buralara kadar gelmesinde ister istemez hatalarim oldu. Bazi "ici bos" laflara cok fazla takilmamaliydim. Kendisine büyük saygim olan sevgili bay.c yasanan bu olayin adini cok güzel özetledi. Sanirim sanal alemin iletisim kopukluguna kendimi bu defa cok kaptirdim. Forumlarda kendi adima belki bir ilktir bu. Konuyu daha fazla uzatmadan Kid A diyip cekilmek istiyorum.

43
Mono'yu ilk olarak Great Expectations filminin sonunda calan Life in Mono adli parca ile kesfettim. Sonra hemen albüm arayislarina giristim ve bu parcanin Formica Blues albümde yer aldigini ögrendim. Formica Blues, elektronik müzik cikisli, oldukca Trip-Hop bir albümdü. (Sonradan bu albümdeki bayan vokalin zamaninda Robin Guthrie ile Violet Indiana adli projede de vokallik yapan Siobhan De Maré'in oldugunu ögrenecektim.)
Formica Blues'dan sonra Mono'nun diger albümlerini de yavas yavas edinmeye, dinlemeye basladim. One Step More and You Die, Under The Pipal Tree, Walking Clouds and Deep Red Sky ve You Are There...

Ama dogru gitmeyen birseyler vardi. Formica Blues ile diger albümler arasinda cok büyük fark vardi. Formica Blues dedigim gibi cok elektronik ve parcalar vokalliydi. Diger albümlerse tamamen enstrümental, bastan sona gitar melodileriyle bezenmis, orkestral destekli oldukca melankolik ve cok uzun parcalardan olusuyordu. (Sonradan buna Post-Rock deniyor oldugunu ögrenecektim.) Ben Mono'nun bu albümlerini daha cok begenmistim.

Bir zaman sonra Formica Blues'un Mono'suyla benim Mono'mun ayni Monolar olmadigini ögrendim. Biri Ingiltere'den, biri Japonya'dan iki grup sonradan kesfettigim kadariyla benim gibi kac kisiyi dumura ugratmis.

Bildigim kadariyla Hymn To The Immortal Wind albümünün prodüktörü olan Steve Albini ayni zamanda Nirvana ve PJ Harvey gibi isimlerle de calismis.

En begendigim albümleri You Are There'dir.

Bu arada 2009'un en iyi albümlerini artik yavas yavas listelesek diyorum. :)



44
Genel / Ynt: last.fm
« on: Aralık 09, 2009, 06:09:22 ÖS »
Ben, VeryLow.  ;)

45
Genel / Ynt: Futbol
« on: Aralık 09, 2009, 06:08:37 ÖS »
Fenerbahce'nin sezona 8'de 8 yaparak baslamasi alisik bir durum degildi. Ortaya konan futbol ile alinan puanlar birbirine tamamen zitti. Nihayet cok gecmeden taraftarinin artik yillardir alistigi asil Fenerbahce kimligi kazanilan derbiden sonra kendini gösterdi. Üst üste alinan maglubiyetler ve oynanan futbol simdi birbirini karsiliyor. Bu kadar ruhsuz, bu kadar vurdumduymaz bir takimi simdiye kadar görmemistim. Her sene takim olarak daha da geriliyoruz ve bunun bir önlemi yillardir alinamadi. Simdi Fenerbahce'nin bir de 8'de 8'lik bir maglubiyet serisi yakalayabilecegini söylersem cok mu kötümser konusmus olurum...

Pages: 1 2 [3] 4 5 ... 9