Author Topic: Bunu biliyor muydunuz?  (Read 21925 times)

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #30 on: Kasım 13, 2010, 02:20:51 ÖÖ »
Bendeki şöyle birşey.

Kitapta değil, tarihte yanılmışım o zaman 21 sene önce öldürmüşler ;D. Evet eminim,  syd barret'ın yanlış bir şekilde öldüğünden bahseden kitap bu kitap, dikkatlice incelediğinde bu yanlışı sende göreceksin. Benim elime 1987 yılında geçmişti, sonra kimbilir nerelerde kaybettim.
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE

metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #31 on: Kasım 13, 2010, 09:01:48 ÖÖ »
Tamam o zaman Gökhan Abi ben yanlış hatırlıyor olabilirim :) Kitabı baştan okumak gerekecek.

b4usleep

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #32 on: Aralık 09, 2010, 04:48:38 ÖS »
         The Lamb Lies Down on Broadway, Genesis'in Peter Gabriel'li son albümü (bana soracak olursanız da son güzel albümü). Öyleki albümün hazırlanışı PG'nin gruptan ayrılmasına da neden olmuş. İşte sağdan soldan topladığım bilgileri burda birleştireyim istedim.

        Bildiğimiz gibi PG üstün sahne performansı, kimselere benzemeyen şarkı söyleme tekniği, sahnede giydiği kıyafetleri, saç biçimi v.b sebepler yüzünden grup içinde fazlasıyla ön plana çıkmıştır. Grubun diğer üyeleri ise gerçekte pek silik kişiliklere sahiptir (Phil Collins sonradan gizlendiği yerden çıkacaktır). Grubun müziklerinin kollektif yazıldığı düşünüldükte PG nin bu kadar ön planda olmasının grup üyelerini homurdandıracağını düşünmek zor olmaz.

        Gabriel'in bu tiyatral yanının kuvveti Hollywood'un da dikkatini çeker. Yönetmen William Freidkin (The Exorcist ten tanıyoruz) PG'e teklifte bulunur.  Yaratıklar ve Atlantis ile ilgili bir film tasarlamaktadır. Grup arkadaşlarının itirazına rağmen PG kabul eder. Ancak proje gerçekleşmez Freidkin  "Sorcerer" isimli başka bir film yapar  ve filminde Tangerine Dream'i kullanır.

        Selling England...... albümünden sonra Mike Rutherford bir proje önerir. Antoine de Saint Exupery'nin hepimizin iyi bildiği The Little Prince (Küçük Prens) deki hikayelere dayanan bir albüm yapma önerisidir bu. Ancak PG'in fikrinin peşinden gidilir. New York'ta yaşayan Porto Riko'lu çocuk şuçlu Rael (Gabriel den türetilmiş olduğuna dikkat)'in kardeşi John'u kurtarmak için giriştiği işler anlatılmaktadır. Gerçek üstü bir hikayedir bu ve bütünüyle Gabriel'e aittir. Baş kahraman tuhaf yaratıklarla mücadele eder kabus dolu tehlikelerle karşılaşır. Aslında bir çeşit "çift kişilik" durumu söz konusudur. Rael kardeşini aradığını düşünmektedir ama gerçekte aradığı kendi kayıp kişiliğidir.

         PG müziklerin yazılmasında pek fazla görev alamaz ancak müziği yazan arkadaşlarının müziğe daha iyi uyum sağlayacak şekilde  sözleri değiştirme önerilerini reddeder. Müziklerde Gabriel'in katkıda bulunduğu bazı eski materyaller de kullanılır. PG'nin o zamanki karısı hamiledir ve problemli bir hamileliktir bu. Dolayısıyla PG vaktinin çoğunu eşiyle ilgilenerek geçirir, provalara pek fazla katılamaz, kayıtlarda aksamalar olur. Bu durum grup üyelerinin homurdanmasına sebep olur. Artık aralarında ne konuşmalar geçtiyse PG ayrılma kararı aldığını arkadaşlarına açıklar. The Lamb .... albümünün turnesine beraber çıkarlar dönüşte de yollar ayrılır.

        Bundan sonra elbette Genesis'i tekrar biraraya getirme çalışmaları sayısız kere yapılmıştır fakat PG'nin buna hiç bir zaman yanaşmadığını düşünüyordum ancak bir  konser için topluluğun biraraya gelmiş olduğunu öğrendim. 1982 yılında gerçekleşen bir konserde tekrar beraber çalmışlar üstelik Duke (PG siz 1980 albümü) albümünden "Turn it on Again" adlı parçaya da yer vermişler ancak bu parçada PC vokal yaparken PG davulu çalmış.

        
« Last Edit: Aralık 09, 2010, 08:03:37 ÖS by b4usleep »

b4usleep

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #33 on: Aralık 26, 2010, 01:02:41 ÖÖ »
Yahu IQ muhabbeti ağzımı sulandırdı Subterranea The Concert dinliyorum.
 Subterranea...Her ne kadar, -İngilizce özürüm- sebebi ile konsepti kavrayamasam da, eleştirmenler bu kayıt için son dönemlerin en önemli konsept albümlerinden biri derler.

        Subterranea'nın konseptine değinelim o vakit. Wikipedia'dan alıyoruz bilgileri.

        Subterranea deneye tabi tutulan bir adamla ilgilidir. Öyleki bütün yaşamı boyunca tutsak kalmıştır, neredeyse tüm duyulardan arındırılmıştır ve dış dünya ile temas tamamen önlenmiştir. (Provider). Providerın sonunda bir sürgülü kapı sesi duyarız. Bu ses deneğin kaçtığını ya da salıverildiğini anlatır bize. Fakat adam kaçtı mı yoksa deneyin bir parçası olarak salındı mı konusuna açıklık getirilmez. Her iki durumda da ana karakter neden tutsak edildiğini ve neden bütün bunlara tabi tutulduğunu bilmemektedir. Daha önce hiç haberinin olmadığı bu görüntü, koku ve gürültülere neden maruz kaldığından haberi yoktur. Bütün bunları (Arabalar, binalar, televizyon v.s) sindirmek bunaltıcıdır (Subterranea). Bu evsiz ve serseri durumdan (Sleeples incidentals) sonra adamımız dini bir mezhebin üyelerine rastlar. Neler olup bittiğini anlamayan bu adamın yaşamına anlam vermeye çalışırlarsa da adamımız aralarına katılmayı reddeder (Failsafe).

        Bir kıza rastlar (Tahminen ismi Maya, albümün sonunda bir kaç kez bu isimden söz edilir) ve aşık olur (Speak my name). Fakat sonunda kız adamdan ayırılır (Tunnel vision). Bir görüşe göre kız adamı esir tutanlar tarafından öldürülmüştür. Burada büyük bir öfke söz konusudur, derken adamımız takip edildiğini farkeder. Kendisini izleyen adamı ele geçirir ve kızgınlıkla onu öldürür. Ama ondan önce adamı konuşturmayı başarmış ve bütün bunlardan sorumlu olanın kim olduğunu öğrenmiştir ( Mockenrue) (infernal chorus). Kendi gerçeğiyle başedemeyen kahramanımız içine kapanır (King of fools). Sonra dingin bir düşünüş süreci başlar, olup bitenleri çözmeye çalışır (The sense in sanity) arkasından aceleyle gerçeğe dönüş yapar (State of mine)

        2. diskte adamımız deneye tabi tutulduğunu keşfeder ve bunun nedenlerini araştırır, kılık değiştirir (Capricorn). Bir yandan da şunu anlar: dışarıdaki hayat daha önce yaşadığı kontrol altındaki hayatından daha zorludur (Unsolid ground). Hikaye ilerledikçe anlar ki bu deneye tabi tutulan sadece kendi değildir (Somewhere in time). Taşıdığı garip işaret başkalarında da vardır (CD kitapçığında işareti görürüz). Mockenrue'nun kurbanları birlikte hareket ederek intikam almaya karar verirler (High waters). Fakat karşılarında onlara göre çok daha akıllı kişiler vardır. Deneye tabi tutulan herkesi eski bir binaya doldurup ateşe vererek deneyin delillerini ortadan kaldırmaya çalışırlar (The narrow margin). Kahramanımız kendisinin kilit altında tutulmasından sorumlu olan adamla karşılaşır. Son sahnede tek kurtulan adamımızdır ve onun, bir anlamda, teslimiyeti vurgulanır. Albümün başında kahramanımız ne olduğunu neden olduğunu bilmemektedir, sonunda ise kendi başına, kendiyle barışık, deneyimlidir. Bir çok kötü şey gelmiştir başına ve o yalnız kalmak istiyordur. İzole edildiği yere geri döner.


Bu metnin berbat olduğunu kabul ediyorum ancak bu orijinal metnin suçudur :) Wikipedia'ya bunu kim yazdıysa berbat yazmış.
« Last Edit: Aralık 26, 2010, 01:06:30 ÖÖ by b4usleep »

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #34 on: Aralık 26, 2010, 01:35:27 ÖÖ »
Metni yazan arkadaş sadece olay örgüsünden bahsetmiş, konsepti derinlemesine irdelememiş. Yine de hiç bir fikir sahibi olmadığım albümün konusu hakkında bir takım izlenimler edindim. Paylaşımın için teşekkürler, b4usleep :).
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #35 on: Aralık 28, 2010, 12:49:08 ÖS »
Marillion'un eski solisti Fish'in aynı zamanda aktör olduğunu biliyormuydunuz? İşte rol aldığı TV dizileri ve filmlerin kısa bir dökümü;


The Jacket (2005)-Jimmy Fleischer
Quite Ugly One Morning (2004) (tv) -Finlay Price
Nine Dead Gay Guys (2002)- Ufo
Rebus: Black and Blue (2000) (tv)-Barry Judd
Taggart: Skin Deep (2000) (tv)-Dougie Todd
Chasing the Deer (1994)-Angus Cameron
Jute City (1991) (tv)-Ferguson
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE

Porcupine Tree

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #36 on: Aralık 28, 2010, 01:05:51 ÖS »
Muhtemelen çoğu kişi biliyordur da yine de bulunsun. David Gilmour da PF'nin ilk zamanlarında gruba yardım amaçlı mankenlik yapmıştır.

b4usleep

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #37 on: Ocak 07, 2011, 09:18:23 ÖS »
İngilizce konuşanların trivia (fasa fiso, önemsiz şey) dedikleri cinsten bilgilerden Yes'le ilgili bir derleme.

1. Fragile albümündeki kısa Five percent for nothing adlı Bill Bruford parçasının hikayesi şöyle: Grup eski menejerlerinden kurtulmak için ona yaptığı işlere karşılık kazandıkları para'nın %5 îni verme sözü verir. Ancak adam aslında hiç bir şey yapmamıştır. Değiştirmeden önce düşünülen isim "Suddenly it's wednesday"dir.
2. "Close to the Edge" parçası Herman Hesse'nin Sidartha isimli romanından esinlenmiştir.
3. Yes bir albüm hazırlıyormuş. Yes'in menejerine albümün ismi ne olacak diye sormuşlar o da hiç duraksamadan "Fragile" demiş. Kendisi o sırada sahne ekipmanlarının konduğu kutuların olduğu fotoğraflara bakıyormuş.
4. The Clap isimli parça Steve'in yeni doğan oğlu Dylan için yazılmış.
5. Amerika'daki Close to the Edge turu için kullanılan açılış grubu Eagles imiş
« Last Edit: Ocak 08, 2011, 01:03:37 ÖÖ by b4usleep »

enchant

  • Genel Moderatör
  • Posts: 580
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #38 on: Ocak 07, 2011, 09:38:58 ÖS »
ingiliz neo-prog grubu arena'nın klavyecisi clive nolan ingiliz power metal grubu dragonforce'un ultra beatdown albümünde geri vokal yapmıştır. üstüne üstlük shadowland gitaristi karl groom'da miksajını falan üstlenmiş.

-alla alla çok şaşırdım buna. clive nolan'ın bu ultra hızlı power metal grupla alakası ne ki? hiç dinlenecek gibi değil.
http://yolcantalari.blogspot.com/ - müzik ve hissiyatı üzerine.
"deep into your eyes and now i feel alive, again!"
"why why why, you don't believe in what you feel?" COLLAGE

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #39 on: Ocak 08, 2011, 12:52:33 ÖÖ »
ingiliz neo-prog grubu arena'nın klavyecisi clive nolan ingiliz power metal grubu dragonforce'un ultra beatdown albümünde geri vokal yapmıştır. üstüne üstlük shadowland gitaristi karl groom'da miksajını falan üstlenmiş.

-alla alla çok şaşırdım buna. clive nolan'ın bu ultra hızlı power metal grupla alakası ne ki? hiç dinlenecek gibi değil.
Ben şaşırmadım, Clive Nolan, metalci damarına ait ipuçlarını; sık sık giydiği Motorhead tişörtüyle, Pendragon'un Polonya konserinde klavyesi başında headbang yapmasıyla ve gittikçe daha fazla sertleşip Progresif metal'e doğru evrilen Arena soundu ile göndermişti zaten.
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE

b4usleep

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #40 on: Ocak 08, 2011, 01:02:57 ÖÖ »
ingiliz neo-prog grubu arena'nın klavyecisi clive nolan ingiliz power metal grubu dragonforce'un ultra beatdown albümünde geri vokal yapmıştır. üstüne üstlük shadowland gitaristi karl groom'da miksajını falan üstlenmiş.

-alla alla çok şaşırdım buna. clive nolan'ın bu ultra hızlı power metal grupla alakası ne ki? hiç dinlenecek gibi değil.

Ekmek parası :)

enchant

  • Genel Moderatör
  • Posts: 580
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #41 on: Ocak 08, 2011, 10:35:36 ÖÖ »
valla dragonforce motörhead'e göre çok uç bir örnek. evet, ekmek parası olabilir. çünkü hiçbir aklı başında bir müzisyen dünyanın en hızlı saçma sapan müziğini yapan bir grupta yer almaz. belki arkadaş hatırıdır diyecem sıyrılacam bu konudan. clive nolan'ın da bu grubu zerre kadar dinlediğini zannetmiyorum. neyse bir ara sorarım ona. :)
http://yolcantalari.blogspot.com/ - müzik ve hissiyatı üzerine.
"deep into your eyes and now i feel alive, again!"
"why why why, you don't believe in what you feel?" COLLAGE

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #42 on: Ocak 08, 2011, 09:46:25 ÖS »
valla dragonforce motörhead'e göre çok uç bir örnek. evet, ekmek parası olabilir. çünkü hiçbir aklı başında bir müzisyen dünyanın en hızlı saçma sapan müziğini yapan bir grupta yer almaz. belki arkadaş hatırıdır diyecem sıyrılacam bu konudan. clive nolan'ın da bu grubu zerre kadar dinlediğini zannetmiyorum. neyse bir ara sorarım ona. :)
Bir de Arena'nın yeni albümü ne zaman geliyor diye sorarmısın? :)
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE

enchant

  • Genel Moderatör
  • Posts: 580
    • View Profile
    • Email
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #43 on: Ocak 08, 2011, 10:16:48 ÖS »
valla dragonforce motörhead'e göre çok uç bir örnek. evet, ekmek parası olabilir. çünkü hiçbir aklı başında bir müzisyen dünyanın en hızlı saçma sapan müziğini yapan bir grupta yer almaz. belki arkadaş hatırıdır diyecem sıyrılacam bu konudan. clive nolan'ın da bu grubu zerre kadar dinlediğini zannetmiyorum. neyse bir ara sorarım ona. :)
Bir de Arena'nın yeni albümü ne zaman geliyor diye sorarmısın? :)

tamam. umarım günlerce bekletmez çabuk cevap verir. :)
http://yolcantalari.blogspot.com/ - müzik ve hissiyatı üzerine.
"deep into your eyes and now i feel alive, again!"
"why why why, you don't believe in what you feel?" COLLAGE

Porcupine Tree

  • Guest
Ynt: Bunu biliyor muydunuz?
« Reply #44 on: Ocak 23, 2011, 09:45:33 ÖS »
İlk konsept albümün Beatles'ın Sgt. pepper's lonely hearts club band değil de Frank Zappa'nın Freak Out albümü olduğunu.