|
enchant
|
 |
« Yanıtla #390 : Mart 01, 2010, 12:58:20 ÖÖ » |
|
bu karnataka'nın son albümü beni fena çarptı bayc. daha önceki albümlerini çok detaylı dinlemiştim ama bu çok farklı olmuş. bir de "tide the fall" diyorum. bu şarkıda klavyeler o kadar güzel kullanılmış ki arabik tatlar bile var. son vokalisti çok tuttum ah ah. 
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #391 : Mart 02, 2010, 01:00:13 ÖÖ » |
|
bu karnataka'nın son albümü beni fena çarptı bayc. daha önceki albümlerini çok detaylı dinlemiştim ama bu çok farklı olmuş. bir de "tide the fall" diyorum. bu şarkıda klavyeler o kadar güzel kullanılmış ki arabik tatlar bile var. son vokalisti çok tuttum ah ah.  Sanırım Karnataka'nın tüm albümleri arasında, işin folk boyutunu biraz daha arka planda tutup progressive öğelere en fazla ağırlık verdikleri albüm bu albüm olmuş. Gerçekten çok başarılı bir albüm. Bu arada, vokalist konusunda sana tamamiyle katılıyorum enchant.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
enchant
|
 |
« Yanıtla #392 : Mart 07, 2010, 02:46:53 ÖÖ » |
|
yazıldı mı hatırlayamadım ama almanya'dan eureka diye bir proje var bu hani çok enstrüman çalabilen müzisyenlerden frank bossert'in oluşturduğu bir grup. böyle hafiften neo-prog havaları mike oldfield benzeri klavye geçişleri falan var. 2009 yılında çıkan "shackleton's voyage" albümünü dinledim de çok tanıdık soundlar falan var içerisinde. amcam hafiften celtic melodileri de koymuş bu sebeple biraz camel "harbour of tears" havası da sezinledim biraz. albümün geneli entrümantal fakat bir iki şarkıda da vokaller var. billy sherwood bir şarkıda vokalleri üstlenmiş. bu tarz müzik meraklıları bakabilir. konsept güzel bir albüm.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #393 : Mart 08, 2010, 12:03:44 ÖÖ » |
|
yazıldı mı hatırlayamadım ama almanya'dan eureka diye bir proje var bu hani çok enstrüman çalabilen müzisyenlerden frank bossert'in oluşturduğu bir grup. böyle hafiften neo-prog havaları mike oldfield benzeri klavye geçişleri falan var. 2009 yılında çıkan "shackleton's voyage" albümünü dinledim de çok tanıdık soundlar falan var içerisinde. amcam hafiften celtic melodileri de koymuş bu sebeple biraz camel "harbour of tears" havası da sezinledim biraz. albümün geneli entrümantal fakat bir iki şarkıda da vokaller var. billy sherwood bir şarkıda vokalleri üstlenmiş. bu tarz müzik meraklıları bakabilir. konsept güzel bir albüm.
Bahsettiğin albümdeki, Mike Oldfield göndermeleri sonucu, bu albüm beni de cezbetmişti. Son zamanlarda saçma sapan albümler yapan Oldfield'in en formda zamanlarını anımsatmıştı bu albüm bana, bu vesileyle bu başlığın 16. sayfasında şunları karalamışız. Yeri gelmişken copy-paste tekniği sayesinde benimde unuttuğum yorumlarımı yeniden hatırlayalım bakalım  . " Uzun zamandır 'Mike Oldfield'den doğru düzgün bir albüm gelmiyor' diye benim gibi şikayetçiyseniz, ondan değil ama onun başarılı dönemlerine yakın tarzda müzik üreten Eureka'nın yeni çıkan albümü ' Sahackleton's Voyage' ile içinde bolca İrish havalar barından prog-folk sularında gezinen kayıt sayesinde Oldfield özlemini bir ölçüde dindirebilirsiniz. "
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 08, 2010, 12:13:43 ÖÖ Gönderen: bay.c »
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #394 : Mart 12, 2010, 03:50:21 ÖÖ » |
|
Daha önce yazdıysam unutkanlığıma ve bu akşam 'And We're Not Here After All' isimli albümlerine olan çarpılmamın heyecanına verin ilgili albümün sahibi Finlandiyalı topluluk Overhead ile ilgili kısa bir bahis açacağım;
Grubun adını andığım albüm haricinde, "Zumanthum" ve "Metaepitome" isminde iki albümü daha var...
Müzikleri için "Pink Floyd", "King Crimson" isimleri öncelikli olarak referans verilebilir...
Soundlarında zaman zaman "Progressive Metal'e göz kırpan bir sertlik var, bunun yanında flütün belli belirsiz ama yerinde ve anlamlı kullanımı grubun müziğini bambaşka yönlere çekiyor...
Kuzeyli olduklarını, müziklerindeki oldukça karanlık, hüzünlü ve kasvetli tonlarla belli ediyorlar...
Son olarak grubun solisti ve yer yer flüt çalan elemanı "Alex Keskitalo'nun sesi feci şekilde 'Sylvan' grubunun vokalisti "Marco Glühmann'a benziyor. Bu benzerlik, "Glühmann'ın vokaline hayran olan bendenizi "Overhead'e daha da fazla yakınlaştırmış durumda.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 12, 2010, 04:43:10 ÖÖ Gönderen: bay.c »
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #395 : Mart 21, 2010, 11:45:01 ÖS » |
|
Harmonium ve Yes esintili French-Canada kırması ( Sanırım buna quebec diyorlardı) bir topluluk, 'Sense'. Şimdi sen Harmonium'u pek bilmezsin, Yes'i de pek sevmezsin o zaman 'Sense' grubundan ne diye bahsedersin şeklinde bir soru yöneltirseniz ( Hani kimse yazmıyor ya kendi kendime soru cevap usulü taklıyorum, yeniden hoş geldin şizofren ruhum, bu zamana dek nerelerdeydin  ), bilmemki bu elemanların müzikleri bir şekilde hoşuma gitti, soundlarındaki bas gitarın aktif durumu, uçurucu flüt sedaları, yer yer kullandıkları folk öğeleri, başarılı vokal kombinasyonları vs beni cezbetti bu yüzden bahsetmek istedim şeklinde cevap verebilirim.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
b4usleep
|
 |
« Yanıtla #396 : Mart 22, 2010, 12:20:08 ÖÖ » |
|
( Hani kimse yazmıyor ya kendi kendime soru cevap usulü taklıyorum, yeniden hoş geldin şizofren ruhum, bu zamana dek nerelerdeydin  ), Ben gayet yazmak istiyorum ancak forumun takipçisi çok az ve o takipçiler içinden de fazla yazan çıkmıyor. Yazılanlar da çoklukla uzatılmaya elverişli değil (kendi yazdıklarımı dışında tutuyorum  ). Biri 2 laf etse de uzatıp gitsek
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #397 : Mart 22, 2010, 01:23:27 ÖÖ » |
|
( Hani kimse yazmıyor ya kendi kendime soru cevap usulü taklıyorum, yeniden hoş geldin şizofren ruhum, bu zamana dek nerelerdeydin  ), Ben gayet yazmak istiyorum ancak forumun takipçisi çok az ve o takipçiler içinden de fazla yazan çıkmıyor. Yazılanlar da çoklukla uzatılmaya elverişli değil (kendi yazdıklarımı dışında tutuyorum  ). Biri 2 laf etse de uzatıp gitsek Bakmayın, zaman zaman ortaya çıkan mizahi ya da ciddi serzenişlerime, forumun ve sitenin bu haline alıştım artık. Önemli olan bu oluşumun bir şekilde ayakta durması, ilgilenen bir kaç kişi yeter de artar bile. Bu arada forumun amacına uygun bir tartışma konusu fena olmaz gerçekten de...Ben bir denemede bulunayım mesela; Gerçek anlamda Progressive Rock nedir? Ne olmalıdır? Ne yöne gitmelidir? Dilimize, ilerlemeci, gelişimci şeklinde çevirebileceğimiz bir tarzı, 70'ler prototip Progressive Rock sounduna sadık gruplara sarılarak yada sadece 'müzik 70'lerde bitti, artık yeni bir şeyler dinlemesem de olur' yaklaşımıyla takip ederek gerçek anlamda ilerici mi, olunur yoksa tutucu mu? Progressive Rock dinleyicisinin önemli bir kısmına, müzikal tercihleri konusunda ödün vermez tavırları sonucu dogmatik ve bağnaz düşünceli kişiler tanımlaması yapmak, ne derece de doğru olur? Yoksa bu durum gerçek anlamda Rock ve Progressive Rock kültürünü çok geç belkide bir çok yanlış önyargıyla öğrenmiş, Türk dinleyicisine has bir durummu? vs, vs, vs....
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 22, 2010, 01:27:13 ÖÖ Gönderen: bay.c »
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
b4usleep
|
 |
« Yanıtla #398 : Mart 22, 2010, 02:13:25 ÖS » |
|
Anladığım kadarıyla "70'li yılların müziği de müziği" diye tutturan insalar var ve bu insanlara kaşı da bir tepki var. Elbette belli bir dönemde saplanıp kalmanın imrenilecek bir tarafı yoktur. Artık hepimiz "eski bayramlar başkaydı" diye başlayan bir konuşma duyduk mu oradan sıvışmaya çalışıyoruz, bunları çok dinledik. Yeniyi eskiyle karşılaştırıp burun kıvırmak tutuculuktan başka birşey değildir. Bunun biraz yaşla ilgili olduğunu da eklemem gerekir. Sanırım insanlar yaşlandıkça kendi sağlıklı ve enerjik oldukları dönemlere sadık kalmak istiyorlar. Bugün progresif rock dinleyen en genç kesim çok çok 70'lı yılların sonunda doğanlar. Bu müziğe Marillion gibi 2. kuşak toplulukları dinleyerek başlayanlar ve özellikle "metal"urjistler (bu tabiri ben uydurdum, metal severler anlamında) 70'lerin müziğine daha mesafeli duruyorlar ve önemli bir kısmı bunu modası geçmiş buluyor. Bir de 50 'li 60'lı yıllarda doğanlar var. Onların da önemli bir kısmı kemikleşmiş progçu, varsa yoksa 70 diyenler. Bunların arasında 78 ve 79 sayılarını bile sevmeyenler var 77 ise Pink Floydun Animals'ı sayesinde kurtulmaktadır. Zamanla beraber müzik de yaşam da değişmektedir. Aman keşke değişmeseydi demek doğru olabilir mi? Yeniler eskilerin sindirilmesiyle onların üzerine büyür. Yenilerin koşulları değişmiştir eskiler gibi olmasını beklemek herşeyden önce akla aykırıdır. Eskiyi sevmeyelim ya da yeni daha kıymetlidir sonucu çıkmaz bundan. Eskiye tutunmaya çalışmak ne kadar yanlışsa yeni çıkan herşeye sarılmak da öyledir. Zaten yeniler sayısızdır onlar çıkar durur bunların çok azı ortada kalır. Küçük bir anımı anlatmak istiyorum, okulu bitirdikten yıllar sonra (6-7 yıl) bir arkadaşımla birlikte işle ilgili olarak okulu ziyaret etmemiz gerekti. Bizim zamanımızdan çok farklı bulduk okulu öğrencilerin davranışları kıyafetleri kantinleri hep değişmişti. Eski hocalarımızdan çok sevdiğimiz biri ile konuşuyorduk. Arkadaşım "Hocam şimdiki öğrenciler ne kadar cüretkar biz böyle değildik baksanıza onlar pek bir rahat" dedi. Demeye çalıştığı yeni öğrenciler bizim size gösterdiğimiz saygıyı göstermiyor. Hocamız epey bir kahkaha attı, "her nesil" dedi "yeni nesil için aynı şeyi söyler". Şimdi gelelim işin diğer yüzüne. Progresif rock'ın 1969 da başladığını kabul edelim, şöyle elinizdeki albümlerin kabaca bir listesini yapın sonra da çok sevdiklerinizi ayırın. Bulabilirseniz bunların yayınlandıkları tarihleri bir kenara yazın. Eğer koleksiyonunuz başından sonuna tarihsel gelişimi takip ediyorsa benim hiç kuşkum yok ki en çok isabeti 1972 ya da 1973 almıştır. Ona yakın olanlar yine 70 li yıllardır 75'e kadar. Bunun dışında aklınıza gelen çok verimli yıllar var mıdır? (Belkide vardır, o zaman ilk verdiğim zaman aralığı ile kıyaslayın.) Örneğin 1983, ya da 96? 2007'ye ne dersiniz? Olmuyor değil mi? 69-75 zaman aralığındaki yoğunluk bir daha hiç yakalanamamış. Üstelik teknoloji çok daha gelişmiş ve çok daha fazla dinleyici olduğu halde. 70'li yıllara yapılan övgünün de boşuna olmadığı ortada. Ben bu anketi hiç üşenmeden Prog Archives de yaptım (meraklısı için http://www.progarchives.com/forum/forum_posts.asp?TID=65115) cevaplardan bir tanesi şöyleydi "2010, ben elimde olanlara övgü göstermektense, bundan sonraki "Selling England by the Pound" ile ve günümüz ile daha çok ilgileniyorum ve bununla heyecan duyuyorum" İlericilik bu değil, bu olsa olsa nankörlüktür  Kökleri anlayıp sindirmeden bir karış ileri gidilemez. Yanlış anlaşılmasın yenilik yapmak için eskiyi bilmek gerekmez ama eskinin ilerisine geçmek için önce yolun neresinde olduğunu bilmek gerekir. Yoksa yeni diye daldığın yol yana ya da geriye bile gidiyor olabilir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #399 : Mart 23, 2010, 12:51:22 ÖÖ » |
|
Progressive Rock'ın altın çağı olarak nitelendirilen 69-75 arası dönem içerisinde çıkan gruplar için ceketin önünü ilikleyip, saygı duruşunda bulunmaktan başka ne gelir ki elden. Günümüzde bu tarzın takipçisi olan pek çok topluluğun bu yıllardan bir şeyler aldığı ya da bire bir o dönemin soundunu kopyaladığı aşikar. Müzisyeni de, dinleyicisi de o yılların dev grup ve albümlerinin bir daha geri gelmeyeceğini biliyor. O yıllardan o kadar büyük bir müzikal miras kaldı ki, tercih olarak sadece o damardan beslenmeyi seçenlere bir sözüm yok. Sorun bu tercihde bulunan bir kesim dinleyicinin o yılların soundu dışına çıkanları yok sayıp tarihin derinliklerinde mutlu mesut uyumaları, uyandıkları dönemlerde de, günümüzün grup ve soundlarına saçma sapan bir şekilde sallayıp durmaları. Örneğin, özellikle tutucu metalci ve tutucu progressivecilerde gördüğüm ( bu iki kesimi birbirine çok benzetirim bu arada) Radiohead'i lanetleme durumu. Tabii ki kimse Radiohead sevmek zorunda değil ama bu grubun müzik dünyasında yaratmış olduğu 70'li yılların gruplarının o yıllarda yaratmış olduklarına yakın devrimi yok saymak bana çok da mantıklı gelmiyor. Benim için gerçek anlamda ilericilik tamamen özgün bir tarz yaratmak, geçmişten alınan mirası başarılı bir şekilde öğüterek farklı ve yenilikçi bir müzik ortaya koymaktır. Böyle düşünmesem, aynı şeylere kafa sallayan, müzikte en ufak bir yumuşamayı ihanet sayan, en sert müziğin en iyi müzik olduğunu zanneden şaşkın bir metalci olurdum buda pek hoş bir durum olmazdı hani  .
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
metafiz
|
 |
« Yanıtla #400 : Mart 23, 2010, 02:14:04 ÖÖ » |
|
Bende yakın bir zamana kadar sadece 70leri dinlemek yeterli diye düşünürdüm.Çünkü bugünkü kötü örnekleri gördükten sonra insan sadece orda huzur buluyordu.Ama araştırıp dinledikçe dedimki günümüzün teknolojisini kullanarak harikalar yaratan gruplar varmış.Tıpki o zamanlarda sevdiğimiz grupların onlardan önce gelenlerden sonra yaptığı gibi. Ve bu yeni grupların böyle başarılı olmasının sebebide tabikide geçmişi çok iyi sindirmiş olmaları. Birbaşka sebepte bu işi sırf para kazanmak için değilde gerçekten büyük bir aşkla yapmaları.Ama o yıllara takılıp kalmayı nasıl tanımlarsınız bilemem, ister tutucu deyin ister başka birşey insan ister istemez takılıp kalıyor dönem dönem. Müziklerinin büyüsüne kapılıp gidiyor.Camel, Pink Floyd, Eloy, Genesis hepsinin birbirinden farklı tatları var.Ama ilk cümlemdede söylediğim gibi günümüzdede ilerde hala dinlemekten bıkıp usanmayacağımız gruplarda var.Her albüm çıkarışlarında heyecanla dinlediğimiz gruplar.Ama şuda bir gerçekki her güzel şeyin birgün sonu geliyor...Müzik aşkı kendini başka şeylere bırakıyor.Bunlar geçmişte yaşandı günümüzde ve gelecektede yaşanacak...Onlardan geriye sadece 5-10 tane sağlam albüm kalıyor.Bizlerde onlarla yetiniyoruz.Keşke dahada uzun sürse ama mutlaka er yada geç bitiyor.Tekrar toparlanmak için girişimlerde bulunulsada ip inceldiği yerden kopunca bidaha eskisi gibi olmuyor...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 23, 2010, 08:53:12 ÖÖ Gönderen: metafiz »
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
b4usleep
|
 |
« Yanıtla #401 : Mart 23, 2010, 08:11:37 ÖS » |
|
E herkes aşağı yukarı aynı fikirde olursa tartışma olmaz ki Bu durumda benim önerim, daha önce de belirttiğim konuya dönmek. 70'lerden sonra ne değişmiştir. Müzisyenler mi, dinleyenler mi ? Ne? 70'lerdeki patlamaya sebep olan hangi koşul(lar) ortadan kalktı da bu coşku azaldı. Yok bundan sıkıntı geldi derseniz unutalım gitsin.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
metafiz
|
 |
« Yanıtla #402 : Mart 23, 2010, 09:01:28 ÖS » |
|
Bence 70lerden sonra herkes ve herşey değişmiştir. Dinleyici ve müzisyen kalitesi düşmüştür. Bunlara dünyanın sonu olmayan bir kara çukura doğru gitmesininde büyük bir etkisi var. İnsanlar duyarsız olmuş ve bu duyarsızlık sadece müziğe değil her alana yansımıştır. Ama bizi ilgilendiren kısmı müzik olduğu için bunu konuşmalıyız. Benim yaşım forum ortalamasının altında olduğu için az çok yorumlarımıda ekleyerek düşüncelerimi dile getireceğim.Yoksa görmüş geçirmiş pekte bir şeyim yok.Bu düşüncelerimi dünya tarihinin akışına bağlamak istiyorum biraz.60lı yılların sonu ile 70li yıllarda dünya savaşının yada savaşların üstünden çok gibi görünsede az bir zaman geçmişti. Dünyada ülkelerin rejimleri yeni yeni oturmaya başlamış ve bunun yanında teknolojik gelişmeler sıkı çekişmeler içinde sürmekteydi. Bu durumlardan etkilenenler ve düşüncelerini dile getirmek, insanları bilgilendirmek isteyen kesimler ya eline kalemi aldı yada müzik aletini.Yazarlar müzisyenlerden, müzisyenler yazarlardan ve iki grupta günlük yaşamdan çokça etkilendi. Bunların yanında en önemli şeylerden biri olan sevgi ise çok daha saftı. İnsanlar dünya görüşlerinin yanında sevgilerini de dile getirdiler. Bunların yanında kısıtlı olan teknoloji yüzünden çalışmalar daha sıkı yapılıyordu. En basitinden düşünürseniz şuanki müzisyenler geri al-ileri sar baştan çal gibi şansları varken o zamanlarda belkide tek seferde kayıt yapmak zorundaydılar. E bunun sonucunda da dediğim gibi çok çalışmaları gerekiyordu (yeteneği bir kenara bırakıyorum). Başka bir etkende hayal gücü bana göre. Günümüzde hayal gücü güçlü olan çok az insan var. Yada var da dışa vuramıyorlar yada ben körüm. Tekrar eskiye döndüğümüzde; müzisyenlerin önünde doğru düzgün örnekte yoktu hayal güçleri çokta güçlüydü. Bunların beraberinde de üretimler meydana geldi. Çoğu grup dinlediğimiz müziğin öncülüğünü yaptı. Özgürlüklerini hem müziklerinde hem de sözlerinde olabildiğince kullandılar. Ama zaman geçtikçe özgürlükler kendini şirketlerin isteklerine, duyarlılık yerini duyarsızlığa, kısıtlı teknoloji kendini ileri teknolojiye bıraktı. Bana kalırsa bilimsel keşiflerin bile etkisi vardı müziğe. Sonucu buradan sonra nereye bağlayacağımı bilemiyorum ama dünyada ve insanların iç dünyasında olup biten her şey müziği etkilemiştir. Ama ne yaptıysa insan kendine yaptı. Aç gözlülüğü, para hırsı, ego düşkünlüğü gibi etmenler her şeyi yerle bir etti ve artık o zamanlarda yapılan müzikler hiçbir zaman birdaha yapılamayacak. Sebebi mi? Sebeplerin bir kısmı bunlar işte bana göre. Ama en önemlisi insanlığın insanlıktan çıkarak kendini b.k çukuruna doğru götürmesindendir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #403 : Mart 24, 2010, 12:37:32 ÖÖ » |
|
Metafiz'in yorumlar pek karamsar olmuş yahu, beni de sollamış geçmiş karamsarlık konusunda  . Aslında yaşlı gezegenimizin durumu pek de iç açıcı değil gerçekten de ama bu durumun müzik ile bağını kurup, günümüz insanının ruhlarının bozulması ve yaratıcılığının körleşmesi sonucu artık iyi müziklerin üretilmediği fikrine katılamıyacağım maalesef. Aksine dünyanın gittikçe daha da fazla berbat bir yer haline gelmesine en estetik tepkileri- sadece progressive alt başlığıyla sınırlamazsak- Rock grupları koymuştur belkide. Bunun yanında, '70'lerde neden arka arkaya büyük başyapıtlar çıktı?' sorusunu bende Erkin baba gibi çözemediğim için ondan yaptığım bir alıntı ile durumu açıklamaya çalışayım. ' 70'ler de, uzayda bir elektrik hasıl oldu, ondan sonra bir daha gelmedi o elektrik' demiş baba  . Evet o dönem özel olarakmı üretildiler, ne oldu ne bitti anlamam mükemmel yeteneklere sahip bir müzisyen jenerasyonu mükemmel albümler ürettiler sonra da yavaş yavaş müzik sahnesinden çekildiler. Geriye muazzam bir müzikal miras kaldı bizden sonra en az elli kuşağa yeter de artar, kimisi bu mirasdan faydalanıp yeni oluşumlara yelken açıp yeni soundlar yakalar takipçileri onları dinler, kimisi bana bu kadar yeter der nostaljik sulara dalar, tercih meselesi bunlar sonuçta.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|
bay.c
|
 |
« Yanıtla #404 : Mart 24, 2010, 12:48:10 ÖÖ » |
|
Muhabbet arasında dikkatimi çeken gruplar tanıtımına devam edeyim; Bu aralar ne zaman bir grup hoşuma gitse Kanada topraklarından çıkıyor ( Kanada gruplarına kötü bir laf da etmedik, herhangi bir kapak durumu yok tesadüf sadece...  ). Grubun ismi Kaos Moon, elemanların yormayan, kasmayan hem melodik hem -dozunda- teknik, iç ferahlatıcı, Light Progressive şeklinde tanımlayabileceğim bir sound'u var. Hatta daha da ileri gidip daha da saçma sapan bir benzetme yaparak Progressive Rock'ın Maroon Five'ı bile diyebilirim  bu elemanlar için. Neşeli, oynak, kıpır kıpır bir Progressive sound icra ediyorlar. Son zamanlarda güzelleşen havalar sonucu iyimserleşen ruh hallerimiz itibariyle bu müzikal tarzları ile fena da gitmiyorlar hani ( yeter be, hep kasvet hep karamsarlık, harap ettik bünyeyi arada sırada sütlaç tadında şeyler de lazım bünyeye değilmi?  ).
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Melencolia I
|
|
|
|