Author Topic: Genesis  (Read 33739 times)

artmetaphors

  • Posts: 800
    • View Profile
Ynt: Genesis
« Reply #150 on: Ekim 22, 2012, 04:00:07 ÖS »
ben de ayırıyorum

selling..
wind and wuthering
a trick of the tail
nursery cryme
lamb

b4usleep

  • Posts: 118
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #151 on: Haziran 20, 2014, 11:58:26 ÖÖ »




Yeni resimlerine rastlayınca bir de eskisini koyup "yıllar ne yapmış bakın" gibisinden bir gönderi yapayım dedim.
Sonra farkettim ki Tony Banks biraz utangaç mıdır nedir. Diğer resimlerine de bakın, biraz içine kapanık biri gibi.
« Last Edit: Haziran 20, 2014, 12:13:13 ÖS by b4usleep »

moody

  • Posts: 1
    • View Profile
Ynt: Genesis
« Reply #152 on: Ağustos 15, 2014, 04:02:04 ÖS »
Merhaba aranıza yeni katıldım.
Uzun yıllar boyu sayısını hatırlayamayacağım kadar albüm dinlemiş birisi olarak hangi konudan başlayayım diye düşünürken en sevdiğim gurup GENESIS ile açılışı yapayım dedim.

En çok beğendiğim albümleri "Selling England by the Pound", "Nursery Cryme" ve "Foxtrot". Bu üç albümü birbirinden ayırmak istemiyorum ama Selling England bana göre bir tık ileride. Prog camiasında zaten hakkettiği ilgiyi gören bu albüm tüm zamanların en iyi 3 prog albümü arasında kendine yer bulur düşüncesindeyim.

"The Lamb Lies Down on Broadway" ve Peter Gabriel sonrası "A Trick of the Tail" grubun zayıflamaya başladığı dönemi temsil etmekle beraber en ağır toplardan ikisi kanımca. Trespass ise henüz grubun müziğinin oturmadığı zamanda yapılmakla beraber belli bir kalite seviyesinin üzerinde kendini göstermekte.

Bundan sonra dikkatimi çeken albümlerden birisi 1980 yapımı "Duke". Yapılan olumsuz eleştirilere rağmen konsept bir çizgide ilerlemesi özellikle "Behind the Lines", "Duchess", "Guide Vocal", "Turn It on Again", "Cul-de-Sac", "Duke's Travels" ve "Duke's End" bölümleri albümü zevkle dinlenir hale getiriyor.

"Wind and Wuthering" içinde kötü parça barındırmamakla beraber benim için öyle üst seviye bir çalışma değil. Diğerleri ise o kadar parlak olmayan yapıtlar ama her birinin içinde yine Genesis pırıltıları olan parçalar mevcut. örneğin "Invisible Touch" albümünde " Tonight, Tonight, Tonight", "Genesis" albümünde "Mama", "We Can't Dance" albümünde  "Fading Lights" vs.

Komple değerlendirecek olursak müziğin ve diğer sanat akımlarının büyük sıçrama yaptığı altın çağda Genesis'te diğer çağdaşları gibi görevini hakkıyla yerine getirmiş ve üstün nitelikli eserler üretmiştir. 70'li yılların sonuna doğru çizgi aşağılara düşmeye başlamış ve 80'li yılların başında biraz toparlanır gibi olmuştur. Diğer Süper Gruplar gibi Genesis'te olumlu birşeyler yapmaya çalışmış fakat 1983 yılından sonra dönemin özelliğinden dolayı akımlar değişmiş, birçoğumuzunda beğenmediği 80'li yılların etkisiyle tüm sanat ve tasarım dallarında çöküş süreci hızlanmıştır. Bu yüzden yok Peter Gabriel ayrılmasaydı böyle olurmuş, yok Steve Hackett ayrılmasaydı şöyle olurmuş bunlar boş şeyler. Siz hiç gördünüzmü seksenli yıllarda doğru düzgün yoluna devam edeni? Eğer Genesis eleman kaybetmeseydi sonraki yıllarda ortalığı kasıp kavuracağına ihtimal dahi vermiyorum. Ha belki çizgisinden bu kadar fazla sapmayacaktı bakın bu olabilir. Bu yüzden yapılan her işi kendi döneminin özelliklerine göre değerlendirmek fazlada haksızlık yapmamak gerekir diyorum vesselam.

b4usleep

  • Posts: 118
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #153 on: Ağustos 17, 2014, 10:08:59 ÖÖ »
Teşekkürler, yeni katılımlara yeni görüşlere her zaman olduğu gibi çok ihtiyacımız var.

metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #154 on: Haziran 05, 2016, 12:53:59 ÖÖ »
Facebook grubumuzdan sevgili Aptullah Kalınparmak, Supper’s Ready parçasının çevirisini ve analizini yapmış. Kalıcı olması açısından buraya da ekliyorum. Kendisine bir kez daha teşekkür ederiz.

Not: Çok uzun olduğu için tek seferde bu kadar karakteri sistem kabul etmiyor. Bu yüzden bölümlere ayırarak ekliyorum.

1.Bölüm

Supper's Ready Şarkısının çevirisini ve analizini yaptım.
Şarkının analizini Genesis grubu hakkında basılmış kitaplara, makalelere, röportajlara, İncil’in son suresi olan “Revelations” türkçesi “Vahiy” olarak çevrilmiş bölümüne ve internet üzerindeki tartışmalardan çıkardığım sonuçları harmanlayarak yapmaya çalıştım. Şarkı içerdiği sözlerle onlarca olaya, hikayeye, mitolojiye, tarihe ve dinlere göndermelerde bulunuyor. Belirttiğim gibi İncil’in son bölümüne ağırlıklı olarak göndermeler var şarkı aralarına parantez açarak bu göndermelere yer vereceğim fakat bu yazıyı okumadan önce İncil’in son bölümünü okursanız çok daha iyi anlarsınız analizi, 15-20 sayfa uzunluğunda son suresi. Peter Gabriel’ın yaşadığı ve şarkıya başlangıç fikrini veren o ilginç olayı anlatan röportaj ile başlayalım;
Peter Gabriel Röportajı;
Peter; Şarkının ilk bölümü ben ve Jill’in (Peter’ın eşi) yaşadığı bir olay ile alakalı...
Bir gün, John Anthony ( Peter’ın arkadaşı) Jill ve Peter, Jill’in ailesinin evine gittiler.
Peter; Jill’in ailesinin evinde geçen bir geceydi, evdekiler uyumaya gittiğinde John ile konuşmaya başlamıştık.. bu garip oda hakkında.. Burada uyumam imkansız diye düşünüyordum. Oda turkuaz ve mor gibi oldukça yüksek renk frekanslarına sahip renkler ile dekore edilmişti, sanki bir yankı odası gibiydi. Gecenin geç bir saatiydi ve oldukça yorgunduk, yani durum halüsinasyon görmemize müsaitti... herhangi bir alkol ya da uyuşturucu kullanmamıştık, ama.. John’a geri dönmek isteyen ve büyü tarzı işlerle haşır neşir olan eski kız arkadaşı aklımıza geldi.
John; Jill ve ben güç, kuvvet ve irade hakkında konuşuyorduk. Birden tüm odanın atmosferinin değiştiğini sezdim. Jill bir çeşit transa girmişti. Bir anda pencereler açıldı, içerisi aşırı derece soğudu ve ardından bu garip olay oldu.
Peter; Jill ve ben yüzlerimizde başka yüzler gördük ve ben gerçekten korkmuştum. Sanki içimize birşey girmiş gibiydi ve bizi bir buluşma noktası gibi kullanıyordu. Perdeler uçuşarak açıldı fakat ortalıkta hiçbir rüzgar esintisi yoktu, oda buz gibi soğuk oldu.
John; İçimizden hiç kimse herhangi bir alkol ya da uyuşturucu kullanmamıştı. Böyle birşey ile daha önce de karşılaşmıştım, oda astral bir duman ile dolmaya başladı ve kasırga şeklinde hareket ediyordu. Bunun ölümle bir ilgisi yok, bu sadece yüksek ruhsal özellikleri olan insanları başına gelen doğaüstü bir olay. Bu tarz şeylerle ilgilenirsen bir daha eskisi gibi kalman imkansız.
Peter; Evin dışında bazı figürler gördüğümü hissettim, beyaz pelerinli figürler gördüm, ve yürüdükleri bahçe bu evin dışındaki bahçeden tamamen farklı bir yere benziyordu. Olay gittikçe korku filmi hali alıyordu tek bir farkla, bu gerçekti. İyice terlemiş ve yaprak gibi titriyordum.. Jill bir anda medyum gibi birşeye dönüştü ve tamamen farklı bir kişiye ait bir ses ile konuşmaya başladı.. Uzun süre birlikte yaşadığın birisinin farklı bir ses ile konuşması oldukça garip karşılanacak bir durum. Sonunda, masanın üstündeki mumlar ve diğer eşyalarla bir haç yaptım ve Jill’e karşı doğrulttum.. ve vahşi bir hayvan gibi bir tepki verdi, John ve ben onu tuttuk ve gece boyunca onu sakinleştirmek için uğraştık, ona bir çay yaptık ve onunla konuştuk. Jill oturma odasında* uykuya daldı, John ve ben o geceyi uykusuz geçirdik. Birdaha böylesine birşey yaşamadık fakat Jill’in çalıştığı işyerinde bazı garip olaylar oldu. Üzerinde belirli bir tarih yazılı kağıt parçacıkları ona ulaştı... onun doğum günü ve yakın zamanda gelecek bir günün tarihi yazılıydı kağıtta. Yine aynı olayı kağıtta yazılı tarihte yaşayacağımızdan korkmaya başladık. O gün geldiğinde bütün gün Jill’in yanından ayrılmadım, ona tekrar tekrar bakıp, bunun birdaha olmayacağını... olmaması gerektiğini.. onu kimsenin öldürmek istemeyeceğini düşünüp durdum. Şanslıyız ki saat gece on ikiyi geçti ve o günü hiç birşey olmadan atlattık, çok mutluydum. Yaşadığımız bu olaylar beni iyi ve kötü üzerine ve bizim üzerimizde hakimiyet kuran güçler hakkında düşünmeye itti. Bu olaylar Supper’s Ready’nin oluşmasına ve beslenmesine yardımcı oldu. Bu tarz olayları düşünmeye başladım çünkü yaptığım o haç işe yaramıştı. Haç benim gözümde hiçbir anlamı olmayan bir nesneydi. Onu yaptım çünkü korku filmlerinde görmüştüm ve aklıma bu konularda uygulanabilecek başka bir yöntem gelmemişti. O esnada büyük kötülüğü tecrübe etmiştim. Bu hiç unutamayacağım tecrübe iyilik ve kötülük hakkındaki şarkının başlangıç noktası oldu.
Şarkıya daha iyi yorum getirebilmek için Peter Gabriel ile Paul Whitehead’in (Foxtrot albüm kapak tasarımcısı ) fikir yürüterek çıkardıkları albüm kapak resmine gözatmakta fayda var. Bundan bir önceki albümleri olan Nursery Cryme albümünün resmine benzer olarak bu albümün resminde de şarkı sözleri içerisinde yer alan simgelere göndermeler ve eleştirdikleri konulara ait betimlemeler var. Resimde ilk göze çarpan “Supper’s Ready” şarkı sözlerinde yer alan deniz üzerindeki bir buz bloğunda mahsur kalmış fakat buna rağmen oldukça karizmatik ve şüpheli bir duruş sergileyen kırmızı elbise giymiş insan kılığında bir tilki ve karşısında onu kapana kıstırmış dört adet dördü birbirinden şüpheli simalara sahip atlılar bulunuyor. Nursery Cryme albümünün resminde İngiliz soylularının oynadığı kriket oyunu eleştirel açıdan betimlenirken, bu albümde de yine bu soylu kısmının eğlence aktivitelerinden biri olan tilki avına gönderme yapılmış. Atlıların giydiği kırmızı elbise ve şapka tilki avına çıkan İngiliz soylularının giydikleri elbise ile tamamen eşleşiyor.(Yorumda paylaşıyorum bu resmi)
Bu açıdan incelediğimizde kapana kısılmış kadın elbiseli tilki de İngiliz soylu kısmının altında ezilen düşük sınıf İngiliz halkını temsil ediyor diyebilmemiz mümkün. Tilkiler kurnazlıkları ile bilinir ve resimdeki tilki ise kendini kadın elbisesi ile kamufle edip deniz üzerindeki bir buzul parçasına kaçarak bize ne kadar akıllı olduğunu gösteriyor adeta. Amerika’da zamanında güzel kadınlara tilki lakabı takarlarmış bu da albümdeki tilkiyi kadın elbisesi ile resmetmesine neden olan unsurlardan biri olmuş Whitehead için. Ayrıca “Foxtrot” kelimesini Türkçeye direk çevirecek olursak “Tilki koşusu” olarak çevirebiliriz öte yandan aynı kelimenin farklı yerlerde kullanım alanları da vardır. İlk olarak foxtrot isimli bir dans çeşidini (Tilkinin giydiği kırmızı elbise bir dans elbisesini anımsatmıyor değil) ikinci olarak ise askeri alfabede F harfi için kullanılan foxtrot kelimesi bu kelimenin diğer kullanım alanlarındandır.
Resime yeni bir boyut kazandırmak isteyen Gabriel ve Whitehead aynı simgelerle İncil’e de göndermelerde bulunduklarını belirtiyorlar yapılan bir röportajda. Bu dört atlı askeri İncil’in son kısmında bahsi geçen kıyameti gerçekleştirmek ile yükümlü meleklerden olan mahşerin dört atlısı olarak görüp öte yandan köşeye sıkışmış kadın elbiseli tilkiyide yine İncil’de birçok kötülükten sorumlu olan ve adı fahişe diye geçen kadın olarak görebiliriz ve İncil’deki bu kadının kırmızı bir elbise ile betimlenmesi ise bu kanımıza destek çıkıyor. Mahşerin dört atlılarının yüzlerine bir göz atalım en soldakinin burnu pinokyo hikayesini anımsatır şekilde uzun, yanındaki beyaz atlı olan ise Whitehead ile yapılan röportaja göre İncil’de Tanrı’ya inanmayan tüm insanlara ölüm getirmek ile sorumlu olan melek omuzlarındaki çıkıntı ve gözünden damlayan gözyaşlarını silerken betimlenmiş, sanki Tanrının emirlerini yerine getirmekten hoşnut değilmiş ve bunca insanı öldürmek ile görevlendirildiği için üzüntüsünden ağlıyormuş gibi. Onun yanındaki ise oldukça farklı versiyonlara sahip olan Midas’ın Eşek Kulakları hikayesini anımsatıyor ve suratının etrafındaki melek haresini anımsatan parlaklık ile dikkat çekiyor. En soldakinin birşeye benzetemedim fakat iyilik getirmekle sorumlu bir melek eminim böyle görünmezdi özellikle Tanrı tarafından o fahişe olarak betimlenmiş kadını öldürmek ile hükümlendirilmiş iken ona karşı şehvet ve istekle bakması söz konusu bile olamaz ( Hükmettiği atının bacaklarının arasına bakın )
Resimdeki bu zıtlık beni bu şarkıyı birden fazla açıdan analiz etmeye götürdü. Resimdeki diğer simgelere bakacak olursak sağ üstte gözüken deniz altı görünümlü araç zamanında tartışmalar yaratmış Amerikan nükleer denizaltısına bir gönderme imiş ve denizden başlarını adeta soluksuz kalmış gibi çıkaran bir yunus ile balık bu nükleer denizaltının suyu kirlettiğine ve canlılara zarar verdiğini anlatıyor. Su üstündeki kriket sopasının hemen altında albümdeki “Giant Hogweed – Devasa Tavşancılotu) şarkısına gönderme olarak bir tavşancılotu betimlenmiş. Dört atlının önündeki köpekler ise bakış açısına göre tilki avına çıkmış İngiliz soylularına yardımcı olan köpekler ya da İncil’de geçmemesine rağmen onunla alakalı görülen, çeşitli mitolojilerde ve hikayelerde pek sık yer etmiş cehennem ile bağdaştırılan cehennem köpekleri olarak betimleyebiliriz. Bu şarkının sözlerinde geçen kaftan giymiş 7 aziz görünümlü adam ise resmin arkalarına doğru deniz kıyısında yürürken görülüyor. Son olarak “Nursery Cryme” albüm resminde bulunan bazı öğelere de yer verilmiş; arka plandaki kriket sahası ile deniz üzerindeki kriket sopası gibi.
Şarkıda iki kişi zaman kavramından uzaklaşarak kendilerini şarkının her bölümünde farklı bir yer ve olay zincirinde buluyorlar, biz dinleyicileride yanlarında götürüp olaylara şahit olmamızı ve hatta kimi zaman bizide bu şarkının bir kahramanı haline getirip şarkıda yer etmemizi sağlıyorlar.
Şarkıyı kimin anlattığına gelince bu kısımda da farklı çıkarımlarda bulunabiliriz, ilk olarak şarkının geneline uyduğu için şarkı anlatıcısına bu birbirini seven iki kişi diyebiliriz. Şarkıdaki bu iki kişiyi tanımlama şeklimiz şarkıyı analiz etmemizde büyük bir önem teşkil ediyor, en basitinden bu iki kişiyi Peter Gabriel’ın röportajından yola çıkarak birbirine aşık bir çift olarak görüp yaşadıkları onca kötü olaya rağmen büyük aşklarının onları bu kötülüklerden kurtarmasının bir hikayesi olarak görmemiz mümkün. Fakat albümün kapak fotoğrafı analizinde ortaya çıkan oldukça karmaşık ve kompleks konular yüzünden sadece bu şekilde analiz etmek şarkıya büyük bir haksızlık etmek olurdu bana göre. Bu aşıkları gücün tek kişide toplandığı siyasi sistemlere ve çeşitli dinlere eleştirisel açıdan yaklaşan birileri olarakta görebiliriz. Dini açıdan ele alırsak, çoğu yerde analiz sönük kalsa da bu iki kişiyi İsa ve Tanrı olarak ya da Tanrı ve Şeytan olarak da olarak tanımlayabiliriz. Biraz daha ileri gidersek şarkıdaki ikinci kişiyi yok sayıp aslında bütün olan bu doğaüstü olayların şizofren bir kişinin hayal gücünden ibaret olma olasılığınıda düşünebiliriz. Ben daha çok bu aşıkların gücün tek kişide toplandığı konuları eleştirisel açıdan ele almaları yönünden analiz edeceğim. Şarkıdaki metinsel semboller ve göndermeler şarkı analizine oldukça yardımcı olurken, şarkıda ustaca kullanılan enstrümanlar ve vokaller de şarkı analizine bir o kadar yardımcı oluyor. Supper’s Ready’nin şarkı sözlerinin her ne kadar tüm grup tarafından yazıldığı söylensede bu bana pek inandırıcı gelmedi, Peter Gabriel’ın yazış tarzı ile tamamen uyuşan bir şarkı ve şarkının 5. Kısmı olan “Willow Farm” bölümü Gabriel tarafından yazılmış ayrı bir şarkı olacakken şarkının hikayesine tam uyduğu için Supper’s Ready’e eklenme kararı alınmış.
Paylaştığım video da Peter Gabriel şarkıya başlamadan şöyle bir hikaye anlatır;
Yaşlı Michael hiçbir zaman açılmamış bir evcil hayvan marketinin yanından geçip hiçbir zaman kapanmamış bir parka doğru gider. Parkta tertemiz parlak çimler vardır ve Michael üzerindeki bütün kıyafetleri çıkarıp bedenini ıslak ve temiz olan yeşil çimene sürtmeye başlar. Kendisine bir ıslık ile eşlik eder.Bu ıslık şu şekildeydi (Peter Gabriel burada ıslık çalıyor) Yerin altındaki solucan denen kirli kahverengi kıvrılan şeyler tepeden yağmur olarak yağmaya başladılar. Solucan dünyasında yağmur iki anlama gelir; Çiftleşme ve Banyo zamanı. Bunların ikisi de solucan kolonisi için oldukça eğlenceli şeylerdi... bir anda. Birkaç saniye içinde parkın tüm zemini kirli kahverengi ıslak kıvrılan şeylerle doldu. Hala halinden memnundu yaşlı Michael ve kendine bir ıslık ile eşlik etmeye devam etti, Bu ıslık şu şekildeydi (Peter Gabriel burada ıslık çalıyor) Bu bize Jerusalem dansını anımsatabilir fakat kuşlar için bu “Akşam Yemeği Hazır” anlamına geliyordu.
İncil’in son suresini özetleyecek olursak; İsa 12 havarisinden biri olan Yuhanna’ya görünür ve ona eğer insanlık Tanrı aleyhine işler yapmaya devam ederlerse onların başına gelebilecek olan kıyameti anlatır ve gösterir, surenin genelinde bu kıyametin Tanrı aleyhine iş yapanlar ve Şeytan’a inanlar için ne kadar acı dolu ve karanlık geçeceğini gösterir, Yuhanna bu kıyametin sonunda Tanrı’ya inanmayan tüm insanların Tanrı tarafından öldürüldüğünü görür. İsa surenin sonunda Yuhanna’ya Şeytan’a inanmayıp Tanrı’nın dediklerini yerine getirenlerin İsa’nın yeniden doğup o inananlarla birlikte cennet uygarlığına yani Jerusalem’e yükseleceğini ve orada sonsuz ve mutlu bir hayat yaşayacaklarını gösterir ve kitap burada sonlanır.
Şarkının her bir bölümünün altındaki küçük bilgilendirici yazılar Peter Gabriel tarafından hikayeyi daha anlaşılır kılmak için yazılmış.
Akşam Yemeği Hazır (1)
[1. Bölüm; Aşıkların Sıçrayışı] (2)
[Birbirinin gözlerinde kaybolan aşıklar kendilerini başka bir kadın ve erkeğe ait bir beden içinde bulurlar.] (3)
Oturma odasına doğru yürüyorum, televizyonu kapatıyorum.(4)
Yanına oturuyorum, gözlerinin içine bakıyorum.
Motorlu taşıtların sesleri gecenin karanlığında kaybolurken (5)
O yüzünün gerçekten değiştiğini gördüm, pek iyi gibi durmuyordu.(6)
...Ve sen; masmavi koruyucu gözlerinle beni selamlıyor gibiydin
Hey bebeğim, aşkımızın gerçek olduğunu bilmiyor musun (7)
Gözlerimiz birbirine yaklaştıkça bedenlerimiz birbirinden uzaklaşıyordu adeta
Dışarıda bahçede Ay çok parlak gözüküyor, (8)
Kaftan giymiş aziz(din adamı) görünümlü altı adam çimler üzerinde yavaşça yürüyorlar.
Yedinci adam elindeki haç’ı yukarı kaldırmış olarak en önde yürüyor. (9)
... Ve sen; merhaba bebeğim, akşam yemeğin seni bekliyor.(der gibiydin) (10)
Merhaba bebeğim, aşkımızın gerçek olduğunu bilmiyor musun
Buralardan çok uzakta idim,
O sıcak kollarından uzakta.
Seni tekrardan hissetmek ne güzel,
Çok uzun zaman oldu. Değil mi ? (11)
*1; Akşam Yemeği Hazır kelimesi bana İncil’de geçen iki olayı anımsatıyor. Birincisi İsa’nın çarmıha gerilmeden önce 12 havarisini toplayıp onlarla birlikte yediği akşam yemeği ki bu Leonardo Da Vinci tarafından da “Son Akşam Yemeği” isimli bir resim olarak çizilmiştir ve bu tablo çağın en tartışmalı tabloları arasındadır, tabloda İsa’nın “Bugün aranızdan bir kişi bana ihanet etmiş bulunmakta” demesinden sonra 12 havarininde kendini savunmak için yaptığı çeşitli hareketler görülmektedir. İncil’in son suresi olan Vahiy’in 19. Bölümünde Tanrı kıyametini sonunda tamamlar ve ona inanmayan herkesi öldürür, ayette şöyle geçer; “Bundan sonra güneşte duran bir melek gördüm. Göğün ortasında uçan bütün kuşları yüksek sesle çağırdı; Kralların, komutanların, güçlü adamların, atlarla bicinilerinin, özgür, köle, küçük büyük hepsinin etini yemek için toplanın, Tanrı’nın büyük akşam yemeğine gelin!” Burada kuşlar ile Tanrı’ya inanan ve dediklerini yerine getiren ve onun ile birlikte Jerusalem’e yani cennete gidecek olan insan topluluğu sembolize ediliyor.
2* Aşıkların Sıçrayışı yani Lovers’s Leap İngilizce’deki kelime anlamı olarak oldukça yüksek olan ve düşen insanların muhtemelen öleceği dağ veya kayalık tarzı çeşitli yerlere verilen isim. Bu tarz yüksek yerlere bu tarz ilginç bir isim verilmesindeki neden ise aşk acısı çeken insanların genel olarak bu tarz yüksek yerlerden atlayıp intihar etmesinden dolayı imiş ve bu da dolaylı olarak aklımıza acaba şarkımızdaki aşıklar ölmüş olabilir mi sorusunu getiriyor.
3* Bu geçtikleri yeni beden acaba kimler ? İsa ile Tanrı mı , yoksa onları gücün tek elde toplandığı sistemleri ve dinleri eleştirme yoluna itecek farklı iki beden mi?
4* “Televizyonu kapatıyorum” kelimesi aşıkların şuanda bulundukları zaman dilimini anlamamıza yardımcı olmak için yazılmış, böylelikle onların geçmişte ve ya gelecekte değil bizim yaşadığımız zaman dilimi ile aynı bir zamanda yaşadıklarını anlıyoruz.
5* Motorlu taşıtların belirtilmesi de yine 4. Not ile aynı sebepten.
6* Şarkının Aşıkların Sıçrayışı isimli birinci bölümü Peter Gabriel’ın eşi ile yaşadığı doğaüstü olayı anımsatır bir nitelikte ve bu kısımda da o gece yaşadıkları olayı anımsatıyor.
7* Aşklarının gerçekliğini sorgulatması ilginç, sanki daha önce problemler yaşamışlar gibi..
8* Ay, edebiyatta çok kullanılan ve olayların büyük ölçüde değişeceğini anlatan oldukça popüler bir semboldür ve Ay’ın çok parlak gözükmesi ise olayların büyük çapta bir değişime uğrayacağını gösteriyor.
9* Yedi sayısı İncil’de oldukça popüler bir sayıdır ve oldukça fazla sayıda kullanılır; 7 kilise, 7 borazan, 7 melek, 7 günah bunlardan bazıları. Fakat kaftan giymiş 7 kişiye ait bir bilgiye rastlayamadım İncil’de. Bu 7 din adamı görünümümlü kişiyi İncil’de geçen 7 büyük günah ile bağdaştıracak olursak en önde elide haç ile yürüyen din adamını İncil’de 7 büyük günahın en affedilmezi ve kötüsü olan belirtilen yaptığı kötü işler ile övünme anlamındaki Kibir ile bağdaştırabiliriz ve bu da bizi iki sonuca götürür; Birincisi, yaptığı onca kötülüğe rağmen kendini din adı altında koruyan veya din’i kendi amaçları doğrultusunda kullanan insanlara. İkinci olarak ise tek tanrılı dinlerden biri olan hristiyanlığa ait haç’ın Kibir sembolü olarak en önde yürüyen ve elinde haç taşıyan kişi ile betimlenişini tek tanrılı dinlerin aslında insanların kibirinden ibaret olabilmesini temsil ediyor diyebiliriz.
10* Bkz; not 1*
11* Bu son dörtlükte adamın sebebi belirtilmeyen bir sebepten dolayı uzun süre sevdiği kişiden ayrı kaldığını ve bu uzun süre ardından tekrar buluştuklarını anlıyoruz. Bu iki kişiyi İsa ve Tanrı olarak görürsek bu uzun ayrılık bana İsa’nın çarmıha gerilip öldürüldüğü vakit ile başlayan ve onun gelecekte bir zamanda kıyametin gerçekleştiği esnada yeniden hayata döndürülüp Tanrı ile buluşması ile arasındaki uzun zaman dilimini çağrıştırdı.

https://www.youtube.com/watch?v=tFGYEkUQ0eY&feature=share
« Last Edit: Haziran 05, 2016, 03:38:21 ÖS by metafiz »

metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #155 on: Haziran 05, 2016, 12:55:04 ÖÖ »
2. Bölüm

[2. Bölüm; Güvenilir Ebedi Din(tapınak, ibadethane) Adamı]
[Aşıklar iki kişinin egemenlik sürdüğü bir kasabaya gelirler; bunlardan ilki iyiliksever bir çiftçi (12), ikincisi ise oldukça yüksek disiplinli bilimsel bir din’in kurucusu. Bu kişi “Güvenilir ebedi din adamı” olarak bilinmeyi seviyor ve ateş ile savaşmaya elverişli gizli bir maddeye sahip olduğunu söylüyor.(13) Bu gerçek dışı, doğru değil, saçmalık ya da diğer bir deyişle; bir yalan.]
Tarlasına bakan bir çiftçi biliyorum.
Temiz suyla, bütün hasat işini kendi halleden.
Ateş ile uğraşan bir itfaiyeci biliyorum.(14)
Siz, görmüyor musunuz o hepinizi kandırdı.
Evet, O yine geldi, görmüyor musunuz o hepinizi kandırdı. (15)
Getirdiği huzura ortak olun
Kira kontratını imzalayın. (16)
O süpersonik bir bilimadamı,
O güvenilir ebedi din adamı.
Bakın, dediklerime bakın diye seslenir( konuşma yaptığı topluma karşı )
Ve bütün çocuklarımız yollarını birçok kez şaşırdılar
Eminim ki getirdiğim huzura ortak olacaksınız (der)
El ele,
Et ete (17)
Ve birde kaşık dolusu mucize ile (18)
O güvenilir bir ebedi tapınak.
Seni sallayacağız, sallayacağız küçük yılan.(19)
Seni rahat ve sıcak tutacağız
12* Aşıkların boyut değiştirerek veya zamanda yolculuk yaparak bir şekilde kendilerini buldukları bu kasabayı yöneten iki kişiden ilki masum iyiliksever bir çiftçi olaran tanımlanmış.
13* Kasabayı yöneten ikinci kişi ise oldukça şüpheli duruyor. Yönettiği kasabada herhangi bir ateş veya yangın problemi bahsedilmemesine rağmen ateşi söndürmeye oldukça elverişli bir maddeye sahip olduğundan bahsederek kendini masum çiftçiden bir adım öne atmak istiyor. Kim bilir belkide kasabanın tek lideri olmak için ileride bu kasabayı kendi elleriyle ateşe verip, insanları onun ateşi söndürmek için elverişli olan malzemesini zorla kullanmalarını sağlayıp ve bu şekilde onların güvenini kazanıp kasabanın tek lideri olma gibi bir planı vardır.
14* Bir önceki satırda geçen “su” kelimesinden hemen sonraki satıra “ateş” kelimesini ekleyerek aralarındaki zıtlığı veya bu iki kişinin bu kasabaya aynı anda liderlik yapmalarının ne kadar imkansız olduğu anlatılmak isteniyor. Güçlü su ateşi söndürür aynı zamanda güçlü ateş suyu buharlaştırarak yok eder. Dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta ise paylaştığım videoda Peter Gabriel’ın tamda bu satırı okuduğu esnada başına geçirdiği “dikenli taç” Aşıkların yani şarkımızın anlatıcısının şarkının bir bölümünü bu dikenli taç ile okumasını üç şekilde görebiliriz; Birinci görüş; Taç tek kişinin egemenlik sürdüğü yerlerde liderlerin başında bulunan bir eşyadır ve onların orada bulunan en yetkili kişi olduklarını sembolize eder. Şarkımızdaki dikenli taç tek kişinin egemenlik sürdüğü herşeye karşı çıkar gibi adeta ve dolaylı yoldan yine İngiltere krallık sistemini eleştiriyor diyebiliriz. Bu taçı dini açıdan ele alacak olursak; İncil’e göre İsa’nın başına onun çarmıha gerildiği esnada bir dikenli taç geçiriliyor ve onu çarmıha geçiren ve İsa’nın onlara liderlik etmesine karşı olup ona inanmayan insanlar onun başına bir dikenli taç geçirip ona hakaret ediyorlar. İkinci görüş; şarkımızın anlatıcısı başına İsa’nın giydiği ve İsa’yı sembolize eden taçı takarak İsa’yı ve dolaylı yoldan diğer tüm tek kişinin egemenlik sürdüğü dinleri eleştiriyorlar. Üçüncü görüş; şarkımızın anlatıcısı başına İsa’nın giydiği taçı giyerek İncil’de bahsi geçen ve gelecek bir zamanda dünyaya gelip kendini İsa olarak tanıtacak olan sahte peygamberi (İslam’da Deccal diye geçer) eleştiriyor diyebiliriz.
15* Not 11’de belirttiğim İsa’nın çarmıha gerildikten sonra gelecekte bir vakitte yeniden hayata döndürüleceği kısmı anımsattı. Bu satır not 14’te belirttiğim ikinci görüşü destekler nitelikte.
16* Kasabada yetkili olan ikinci kişiyi not 14’te belirttiğim birinci görüşü düşünerek ele alırsak bu kira kontratı olayını zamanında bazı kilisilerin cennetten arsa satıp para kazanma olaylarına bağlayabiliriz.
17* Gland kelimesinin sözlük anlamı; “insan vücudundaki sıvı salgılayan çeşitli organlara verilen genel isim” ülkemizde olduğu gibi ana dili ingilizce olan ülkelerde de oldukça yaratıcı insanlar bulunuyor ve bu kelime genel anlamından oldukça uzaklaşarak mastürbasyon kelimesinin genel bir argo karşılığına dönüşüyor. Genel olarak “Hand to gland” kelimesi kullanılıyor mastürbasyon kelimesinin argosu olarak ve şarkı sözlerinde Hand to hand kelimesinin hemen ardına gland to gland eklenerek bizlere alttan alttan bu kelimenin argo karşılığı vurgulanıyor, çok kafa yordum bu iki satırı nasıl çevirsem diye, böyle birşey uyarladım.
18* Aynı ayarda devam edersek bu kaşık dolusu mucizeyi sperm olarak görmemiz pek mümkün. Kasabayı yöneten ikinci kişi yani Garantili Ebedi Din Adamı’nın insanlara bakış açısını ve içindeki sapıkça duyguları açığa çıkarıyor bu satırlar.
19* Rock kelimesinin 1.anlamı; sallamak 2.anlamı; taşlamak. Yılan ise İncil’in ilk suresi olan “Genesis” türkçesi “Yaratılış” olan ayette karşımıza çıkıyor. Tanrı Ademi topraktan yaratır ve onu bahçesine yerleştirir, bahçenin ortasında isimleri Yaşam Ağacı ve İyi ile Kötüyü Bilme Ağacı olan iki ağaç vardır, Tanrı, Adem’in bu ağaçlardan ikincisinin meyvesini yemesinin yasak olduğunu ve yediği gün kesinlikle öleceğini söyler. Bir süre sonra Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır Tanrı, aradan geçen bir süre sonra bahçeye bir yılan gelir ve Havva ile konuşup onu yasaklı ağacın meyvesinden yemesi konusunda teşvik eder, bu olaydan sonra Tanrının bahçesinden çıkarılıp Tanrı tarafından lanetlenir Adem ile Havva. Bu kısım bir grup çocuk tarafından söyleniyor şarkıda, ve oldukça popüler çocuk tekerlemelerinden biri. Kelimelerin ilk anlamını esas alarak okuduğumuzda çocuklara hayvan sevgisi aşılayan bir tekerleme gibi gözüküyor fakat kelimenin ikinci anlamı ile okuduğumuzda tekerleme nefret kusuyor adeta ve bu tarz tekerlemeleri o yaşta çocuklara ezberletip okutmak ne kadar doğru ? Nursery Cryme albümündeki Musical Box isimli şarkının eleştirdiği konunun devamı niteliğinde bu kısım – Musical Box şarkı çevirisi ve analizini paylaşmıştım grupta, yorum olarak yine paylaşıyorum okumak isteyenler için- ) Bir sonraki satırdaki sıcak kelimesi ise yılanı yani şeytanı cehennemde yakmak anlamına gelebilir ikinci anlamında okunduğunda.
[3. Bölüm; Ikhnaton ve Itsacon ve Neşeli adamlar çetesi ] (20)
[Aşıklar, bir emir ile yer altından çıkmayı bekleyen gri ve mor ile örtülenmiş birilerini görürler. G.E.D.A’nın emri ile dünyanın bağırsaklarından gelip yeryüzüne fışkıran bu ordu G.E.D.A’nın dininin ofisinden temin edilen “Sonsuz Hayat Lisansı” na sahip olmayan tüm herkese saldırmaya başlar... (21)
(Gerçek) Yüzlerimiz dinlenirken,(diğer-sahte) yüzlerimize duygular (sahte duygu maskeleri) giydiriyoruz, (22)
Batının çocuklarını görmek için uzu yollar yürüdük (23)
Fakat yerin altında, savaşmak için hazır konumda bekleyen koyu tenli bir ordu gördük. (24)
Savaş başladı, onlar harekete geçti,
Barış için düşman öldürüyoruz... bang bang bang, bang bang bang... (25)
Duygularımı zaptedemediğim için bana mükemmel bir iksir veriyorlar. (26)
İyi hissetmeme rağmen içimdeki bir his ibadet kapsülünü aktive etsen iyi olur diyor. (27)
Gün kutlama günüdür, düşman kaderi ile buluştu.
Sevinmemiz ve dans etmemiz için savaş komutanımızdan emir geldi. (28)
20* Dördüncü Amenhotep, Ikhnaton ve Akhneton isimleri ile bilinen firavun, Mısır yeni dönem 18. Hanedanın bir firavunudur. Milattan önce 14.asrın başlarında dünyaya gelen Amenhotep babası öldükten sonra tahta geçti. Hükümdarlığının 5. Senesinde geleneksel çok tanrılı Mısır dinini yasaklayarak tek tanrılı Aten - ya da Aton - dinini kurdu. Amenhotep ismi ile dünyaya gelen firavun, kurduğu bu tek tanrılı dinden sonra ismini “Aten’in hizmetkarı” anlamına gelen Ikhnaton ismi ile değiştirir. Ikhnaton, tarihçiler tarafından ilk monoteist, ilk bireysel kişilik ve ilk bilim adamı - güvenilir ebedi din adamının süpersonik bilimadamı olarak isimlendirilmesini açıklar gibi - olarak bilinir. Öte yandan Nicholas Reeves’in yazdığı “Ikhnaton; Mısır’ın Sahte Peygamberi” isimli kitabında Ikhnaton’un bu tek tanrılı dine geçip kendi adını da “Aten’in hizmetkarı” yani kendisini kendi kurduğu sahte dinin peygamberi olarak görmesinin amacı olarak insanların en zayıf noktası olan “inanç” konusunda onlara hükmedip, söylediği her kelimeyi onlar için kutsal olan bir varlığın söylediğini iddaa ederek aslında Ikhnaton’dan çıkan bu fikirleri sorunsuz şekilde halka onaylatmakdır diyebiliriz.
Itsacon kelimesi her ne kadar Ikhnaton tarzı kulağa Mısır firavun isimlerini anımsatsa da o isimli herhangi bir firavun ismi yok ve İngilizcede de herhangi bir anlama sahip değil, Gabriel yine bir kelime oyunu yapıyor ve “It’s – a – con” olarak parçalara böldüğümüzde “Bu bir kandırmaca-sahtekarlık” diye çevirisi yapılıyor bu kelimenin. Peter Gabriel’ın aktarmak istediği fakat şarkının şarkının içerdiği kimilerine göre suç olarak tanımlanan bu görüşler Gabriel’i kelime oyunları kullanarak bu fikirlerini gizli gizli dinleyicilerine iletmesine neden oluyor, böylelikle şarkıyı herhangi bir yasaklama olmadan yayınlayabiliyor. Neşeli Adamlar Çetesi ise hepimizin bildiği ünlü İngiliz halk hikayesi olan “Robin Hood” da adı geçen ve Robin Hood’a yardımlarıyla bilinen bir grup. Hikayeye göre Haçlı seferine çıkan Kral Richard’ın yokluğunda tahtı ele geçirip ülkeyi sömüren Prens John ile hizmetkarı Nothingam Şerif’ine karşı çıkmaya çalışıyor bu neşeli adamlar çetesi. Kral Richard İngiltere’ye dönünce bu neşeli adamlar çetesini hizmetine alıp onlara birer ünvan ile onurlandırmıştır diye geçiyor hikayede. Bu çete her ne kadar iyilik için savaşmış gibi gözüksede aslında gücü tamamen bir kişide toplayan krallık sistemine fayda sağlamaktan başka birşey yapmıyorlar aslında. Buradaki eleştiri ise gücü tek elde toplayan Krallık sisteminin Ikhnaton’un yarattığı tek tanrılı sistem ile gücü tek elde toplaması arasında bir fark olmaması ve böylelikle eski İngiltere Krallık sistemine de çaktırmadan bir eleştiri yapıyor gibi Peter Gabriel.
21* Buradan itibaren Güvenilir Ebedi Din Adamı’nı kısaltarak G.E.D.A. olarak yazacağım. Sonsuz Hayat Lisansı’nı G.E.D.A’nın ofisinden satın almayanlara karşı bir savaş başlatıyor yüce G.E.D.A. Yine Not 14’deki üç görüşü esas alarak üç ayrı şekilde yorumlayabiliriz burayı. Şarkının bu bölümü tek tanrılı dinlere karşı daha çok eleştiri içerdiğinde not 14’deki ikinci görüşü ele almak daha mantıklı burada, örnek olarak hristiyanlık dininde Tanrı’ya inanmayan tüm insanlığın kıyamet gününde Tanrı tarafından öldürülmesi. Diğer iki görüş ile de yorumlamak mümkün tabi.
22* Aşıklar yani şarkının anlatıcısı şarkının 2. Bölümünde “ Ateş ile uğraşan bir itfaiyeci biliyorum” dediği esnada Peter Gabriel’ın dikenli taçı takması ile bakış açısına göre not 14’deki üç olasılıktan birine dönüşmüştü, Peter Gabriel bu satırlarda hala o dikenli taçı takmaya devam ediyor yani not 14’deki üç olasılıktan birini eleştirmeye devam ediyor anlatıcılarımız. Bu satırda ise anlatıcımız tarafından eleştirilen bu kişilerin iki yüzlü oldukları vurgulanıyor.
23* Bu kısmı tam olarak bir yere bağlayamadım fakat Russell Freedman
tarafından yazılmış “Children of the Wild West” isimli bir kitap varmış, aramızda bu kitabı okuyanlar olduysa bir fikir üretebilirler.
24* Bu kısımı söyledikten sonra Peter Gabriel kafasındaki dikenli taçı çıkarıyor ve eleştirdikleri kişileri eleştirmeye ara veriyorlar. Bu satırlardan sonra gelecek satırları aşıkların G.E.D.A’nın başlattığı savaş içinde karşılaştıkları durumu bize aktarırlarken göreceğiz.
25* Aşıklar canlarını kurtarmak yani ölmemek için G.E.D.A’nın ofisinde satılan Sonsuz Hayat Lisansı’nından edinirler ve G.E.D.A’nın başlattığı savaş içinde onlar da bulunur ve Sonsuz Hayat Lisansı’na sahip olmayan topluluğa karşı savaşmaya başlarlar isteksizce.
26* Bu savaşa sadece ölmemek uğruna katılan aşıklarımız doğal olarak savaşın şokunu üzerlerinde yaşıyorlar ve bunu gören savaş arkadaşları onlara G.E.D.A’nın muhtemelen yeni icatlarından biri olan ve savaş şokunu ya da onca insanı öldürmenin verdiği vicdan azabını üzerlerinden kaldıran yani onları adeta G.E.D.A’nın emrinde bir robota çeviren bir iksir veriyorlar. Bu iksiri sembolik olarak Hristiyanlık gibi tek tanrılı din kitaplarında geçen ve o kitaplara inanan insanların din tarafından doğru gösterilip aslında insanlığa sığmayan şeyler yapmalarının – o din’e mensup olmayan insanların öldürülmesi buna verilebilecek en büyük örneklerden birisi İncil’de – din adı altında yasallaştırılarak o din’e inanan insanların bu insanlığa sığmayan hareketleri yaparken vicdan azabı çekmelerini önlemek yada vicdan özgürlüklerini tamamen kaldırıp onları birer kuklaya çevirmesi olarak görebiliriz.
27* Aşıklar ibadet kapsüllerini aktive ederek yani kendilerini G.E.D.A’nın din’ine inanıyormuş gibi göstererek G.E.D.A ve onun çeşitli iksirler ile robotlaştırılmış ordusu tarafından farkedilmemeyi ve onlardan zarar görmemeyi amaçlıyorlar. Bu ibadet kapsülü sembolizmi ile inanç özgürlüğüne göndermede bulunuyor şöyleki bir topluluk düşünün ve bu topluluğun yüzde yüze yakını A dinine inanıyor olsun, bu topluluk içinde A dinine inanmayıp B dinini seçen birde azınlığımız olsun, burada bu azınlıkların dinlerini özgür olarak yaşayıp hayatlarına diğer A dinine inanan insanlar ile aynı ölçüde devam ettirmesi ne kadar mümkün olabilir ? Bana göre şu yaşadığımız çağda bu oldukça imkansız duruyor.
28* Savaş sonlanır ve G.E.D.A’nın istediği şeyleri yerine getirmeyen topluluk öldürülür. G.E.D.A’ya koşulsuz tapan topluluk ise kendilerine özgün duygularını bile kaybetmiş durumdadırlar artık, komutanları yani G.E.D.A onlara sevinin dediğinde sevinen üzülün dediğinde ise üzülen bir robota dönüşmüştürler.
[4. Bölüm; Çok güzel olmaya nasıl cesaret edebilirim?]
[ Savaş sonrasında ortalığı inceleyen cesur aşıklarımız kendi simasına bakakalmış kasvetlice birini görürler. Aşıklar alışılagelmedik bir transmutasyona şahit olurlarken sudaki kendi yansımaları onları içine çeker.
Savaşın oluşturduğu kaos ortamında amaçsızca dolaşırken,
İnsan etinden oluşan bir dağ ardından
Hayat dolu, yeşil çimenlerin ve yeşil ağaçların bulunduğu bir yaylaya doğru tırmanıyoruz (29)
Küçük bir figür havuz kenarında oturuyor,
Bazı kasap aletleri kullanılarak bedenine “insan pastırması” yazısı damgalanmış.
O figüran sizsiniz
Sosyal sigorta bu çocuğa baktı.
Narcissus bir çiçeğe dönüşürken onu saygıyla izledik. (30)
Çiçek mi ? (31)
29* Onca masum insanın G.E.D.A tarafından öldürülmesinden sonra hikayemizin anlatıcıları olan aşıklarımız bir şekilde oradan kurtulmanın yolunu bulurlar ve uzaklarda kimsenin bu olup biten olaylar hakkında bilgi sahibi olmadığı bir veya bu olayları görmezden geldikleri bir yaylaya doğru yola çıkarlar.
30* Narcissus Yunan mitolojisinde adını nergis çiçeğine, kendini beğenmiş bencil insanlara takılan “Narsist” isimli lakaba ve tıp dünyasında kullanılan “Narkoz” a vermiş oldukça ünlü bir karakterdir, hikayesi ise şöyle; Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. Sudaki yansımasını öpmeye kalkışır ve su onun öpmesiyle dalgalanıp sudaki simasının kaybolduğunu gören Narcissus susuz kalma pahasına da olsa o suya bir daha dokunmaz ve kendi güzelliğini izlemeye devam eder, bunun sonucunda susuzluktan ya da kendini beğenmişlikten ölür ve Tanrılar Narcissus’u bir nergis çiçeğine dönüştürürler, çiçek onun tam öldüğü noktada büyümeye başlar.
Hikayemizin anlatıcıları, kendini beğenmiş ve bencil olarak tanımlanan,dünyada olup biten hiç birşeyi umursamayan, dışarda savaşlarda onca masum insan ölürken evde bunları televizyon karşısında izleyen, bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip o sosyal sigortalı işine hergün sabah 8 akşam 5 gidip gelen ve emekli olma hayali ile yaşayan geri kafalı ve robotlaştırılmış bu figüre insan pastırması adını takar ve bu figuran sizsiniz diyerek bizi tamda burada hikayenin içine alır ve belkide en büyük eleştiriyi bize yapar..
« Last Edit: Haziran 07, 2016, 01:34:00 ÖÖ by metafiz »

metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #156 on: Haziran 05, 2016, 12:55:41 ÖÖ »
3. Bölüm

31* Bunca kötülüğün asıl sebebi olan, tüm bu kötü olaylara karşı sessiz kalan bizlerin saf ve güzel bir çiçeğe dönüşmesi büyük bir şaşkınlık ve soru işareti ile yorumlanır. Bu satırlar son bulduktan sonra şarkının anlatıcısı başına çiçek maskesi geçirip kendini çiçek saksısı adama dönüştürür. Çiçek Saksısı Adam, İngiltere’de 1952 yılında BBC kanalında yayın yapmaya başlayan bir çocuk programıdır. Bu program ilk olarak haftanın her günü farklı bir çizgi dizi yayınlayan “Annenizle Birlikte İzleyin” isimli bir program içinde yer almıştır. (yorumda paylaşıyorum)
Şarkının bu bölümünün giriş yazısına baktığımızda şarkının anlatıcılarının Narcissus ile birlikte sudaki kendi yansımalarına baktıkları esnada o baktıkları havuz içerisindeki suyun onları içine çektiğini görüyoruz.
[5.Bölüm; Söğüt Tarlası] (32)
[ Havuzdan dışarı tırmanırlar ve yine kendilerini bambaşka bir yerde bulurlar. Kendilerini bir sürü hayvan, bitki, insan ve daha nicelerinin olduğu bir parlak renk cümbüşünün ortasında bulurlar. Bir anda bir ıslık çalar ve buradaki herşey bir anda değişir. (33)
Eğer kelebeklere ve melebeklere bakmak için söğüt tarlasına inersen
Gözlerini aç, burası sürprizlerle dolu, herkes yalan söyler
Kayalardaki tilkiler gibi, (34)
Ve müzik kutusu gibi. (35)
Ve birde burada Anne ile Baba var, iyi ile kötü var (36)
Ve herkes burada yaşamaktan mutluluk duyar.
Burada kadın elbisesi giymiş Winston Churchill de var
Önceleri bir İngiliz bayrağıydı, bir çöp torbasıydı, ne dönek ama! (37)
Kurbağa bir prens idi, prens bir tuğla , tuğla bir yumurta , yumurta bir kuş idi.
Buradan uzağa uç seni küçük tatlı şey, seni kanatlarından kıstırmaya çalışıyorlar, duymamış mıydın yoksa? Seni bir insana dönüştürecekler! (38)
Evet, biz balık olarak mutluyuz ve kaz gibi görkemliyiz,
Ve gün doğarken mükemmel derecede temiziz.
Herşeye sahibiz, Herşeyi yetiştiriyoruz (39)
Birşeyler alıyoruz
Birşeyler veriyoruz
Havada süzülen bazı vahşi şeylerimiz var (40)
Herkesi, biz değiştiriyoruz herkesi,
Siz isimlendirin onları,
Biz burada sahibiz onlara
Ve gerçek yıldızlar türemeye devam ediyor. (41)
HERŞEY DEĞİŞSİN! (42)
Vücudunun eridiğini hisset;
Anneden çamurdan deliden babaya (43)
Baba saçma sapan ofiste, Baba saçma sapan ofiste
Saçmalıklardan ibaretsiniz!
Babadan barajdan aptaldan anneye (44)
Anne saçma sapan temizlikle uğraşıyor, Anne saçma sapan temizlikle uğraşıyor
Saçmalıklardan ibaretsiniz!
Yalanlarınızı duyayım bakayım, bunu oldukça yorularak yaşıyoruz
Anne seni istiyorum şimdi! (45)
Ve gizli kapılar, temiz yerler, daha çok alkış için benim sesimi dinliyorsunuz
Başından beri buradaydınız, (46)
Beğen ya da beğenme, sahip olduklarınla yetin,
Toprağın altındasın, toprak, toprak
O zaman bir düdük sesi ve bir patlama sesi ile bunu bitirelim ki herkes ait olduğu yere gitsin. (47)
32* Peter Gabriel çocukluğunu dedesine ait olan bir tarla evinde geçirmiş, bu tarla evinin dışarısında bir kriket sahası da varmış, Musical Box şarkısının geçtiği yer ile ile Supper’s Ready şarkısının bu bölümünün ismi olan Söğüt Tarlası’nın çocukluğunda geçirdiği bu yerden esinlenerek yazmış.
33* İçine düştükleri havuzdan dışarı çıkan aşıklar kendilerini yine bambaşka bir yere ışınlanmış olarak bulurlar, bu yer şuan yaşadığımız zamana ile oldukça benzerlik gösterir, her ne kadar ilk bakışta güzel bir yer olarak gözüksede aşıklar’ın bu düzen içindeki düzensizliği görmeleri uzun sürmeyecektir. Şarkının bu bölümü baştan sona anlatıcı tarafından bir çiçek maskesi takılarak söylenir ve bu maskeyi takarak aşıkların geldikleri bu yerde olan tüm bencil ve küstahca şeyler eleştirilir.
34* Tilkimiz atlılar tarafından öldürülmemek için insan kılığına girerek yani bir yalan söyleyerek bu işin içinden sıyrılmıştı.
35* Burada bir Nursery Cryme albümü şarkısı olan “Müzik Kutusu” eleştiriliyor. Müzik Kutusu şarkısının çevirisini daha önce bu sayfada paylaşmıştım, yorum kısmına tekrar paylaşıyorum, müzik kutusunun neden yalan söylediğini oradan öğrenebilirsiniz.
36* Anne ile Babanın neden eleştirildiğini not 45’te açıklayacağım
37* İngiltere’ye 1940 ile 1955 yılları arasında başbakanlık yapmış ve halk tarafından oldukça eleştirilen Winston Churchill çiçek maskeli anlatıcımız tarafından bencil ve kendini beğenmiş olarak görülen kişilerden birisi.
38* Not 1’de kuşların neyi sembolize ettiğini anlatmıştım, bu şekilde analiz edersek yine bir tek tanrılı din eleştirisi olarak görebiliriz bu kısmı.
39* Herşeyi yetiştiriyoruz cümlesinden sonra arkadan “Hmm” diye bu olaya şüphe ile yaklaşan birinin sesi duyuluyor ve sanki bu yetiştirilen şeylerin kötü şeyler olduğunu ima ediyor, bu ses şarkının stüdyo kaydında daha net duyulmakta.
40* Muhtemelen insan öldüren savaş uçaklarına bir eleştiri yapılıyor burada.
41* Bu yanlış sistem içinde doğan ve büyüyen insanlar bu sistemi destekleyen kötü insanlar olmaya devam ediyorlar.
42* Bu kısmı stüdyo kaydında dinlediğinizde bir düdük sesi, kapı kapanma sesi ve ardından herşey değişsin diyen birinin sesini duyuyoruz. All Change yani Herşey Değişsin cümlesi İngiltere’de trenler son durağa geldiğinde, görevliler tren içindeki yolcuların treni boşaltması için All Change derler. Fakat bu kelime şarkımızda farklı bir anlama bürünüyor ve şarkımızın anlatıcıları Herşey Değişsin dediği anda şarkıda köklü bir değişim başlıyor mucizevi bir şekilde..
43* Topraktan yaratılan Adem ve onun kaburgasından yaratılan Havva’yı anımsatıyor sanki. Şarkının stüdyo kaydında dinlediğiniz zaman bu kısım vokaller ile oynanarak oldukça eğlenceli bir hale getirildiğini göreceksiniz, Anne dediği esnada kadın sesi ile başlayıp Baba dediği esnada erkek sesine dönüşüyor vokal.
44* Buradaki Baraj kelimesi ile testis ima ediliyor olabilir. Not 43’de bahsettiğim gibi burada vokal erkek sesinden kadın sesine doğru kayıyor eğlenceli bir şekilde.
45* Not 31’de geçen “Annenizle Birlikte İzleyin” isimli çocuk programını izlemek isteyen fakat annesi tüm gün temizlik işleriyle uğraşan babası ise tam bir işkolik olan bu zavallı çocuk bu tarz programları izleyecek biri bulamaz ve ailesinin saçma sapan işleri yüzünden yalnız bıraktıkları bu çocuk ailesine en muhtaç olduğu zamanda genellikle bir dadı tarafından bakılır; yorumda paylaştığım “Müzik Kutusu” şarkı çevirisi bu notu anlamanıza yardımcı olacaktır.
46* Bu satırlarda bu düzen içinde yaşayan ve bu kötü düzeni değiştirmek için hiçbirşey yapmayan insanlar eleştiriliyor.
47* Şarkının stüdyo kaydında “O zaman bir düdük sesi ve bir patlama sesi ile bunu bitirelim” dediği anda bir düdük sesi duyuluyor. Bir düdük ve patla sesi kelimesi İncil’e geçen 7 borazanın çalınması ile gerçekleşecek kıyameti anımsatıyor. Şarkıda tam bu sözler söylendikten sonra çalan korkutucu klavye sesi ve ardından gelen rahatlatıcı yan flüt solosunu kıyametin 7 borazanından ilk ikisi olarak görüyorum.
[6.Bölüm; 9/8’de Kıyamet (Başrolde oldukça yetenekli Gabble Ratchet ile birlikte) ] (48)
[Bir düdük sesi ile aşıklar toprakta bir tohuma dönüştüler ve bu toprakta, meydana geldikleri dünyadan gelen ve insana dönüşecek başka tohumlar da gördüler. İlkbaharı beklerlerken Yuhanna’nın kıyametini koparken görmeleri için eski dünyalarına geri döndürüldüler. (49) Yedi borazanlılar heyecan yaratırken, tilki 6’lar saymaya devam eder, (50) ve Pisagor (yunanlu bilinir kişi) mısır gevreğine tam anlamıyla doğru orantıda süt ve bal koymanın çılgın mutluluğunu yaşamaktadır. (51)]
Mecüc’ün muhafızları ile ortalıkta cirit atarken,(52)
Fareli köyün kavalcısı çocuklarını yerin altına götürüyor.(53)
Ejderhalar denizden dışarı çıkıyor,
Parlayan gümüş bilge başı bana bakıyor.
O gökyüzlerinden ateşler indiriyor, (54)
Onun insan gözlerindeki bakışa bakarak iyi birşey yaptığını söyleyebilirsin.
İyisi mi anlaşmaya varmaya çalışmayalım.
Bu hiç kolay olmayacak. (55)
666 artık yalnız değil, (56)
O sizin omurganızın iliğinden çıkıyor,
Ve yedi borazan güzel bir rock and roll çalıyor, (57)
Ruhunuzun tam ortasına üflüyorlar.
Pisagor ayna ile ayı yansıtıyor,
Kan ile, yeni bir melodinin şarkı sözlerini yazıyor, (58)
Ve sen; masmavi koruyucu gözlerinle beni selamlıyor gibiydin
Hey bebeğim, aşkımızın gerçek olduğunu bilmiyor musun
Buralardan çok uzaktaydım,(59)
Senin o şefkatli kollarından,
Tekrardan geri döndüm şimdi, ve bebeğim herşey yoluna girecek.
48* 9/8 şarkının bu bölümünde Steve Hackett’in gitarla çaldığı notaların müzikal karşılığı, şarkının stüdyo kaydında bu 9/8 lik çalış şekli dakika 15:35’den 19:55’e kadar Steve Hackett tarafından çalınıyor, neredeyse 5 dakika boyunca aynı ritimi hiç durmadan çalıyor takdir edilesi bir şekilde, gitar çalanlar bu konunun zorluğunu bilir. Gabble Ratchet diğer adları ile Gabriel’in köpekleri yada Vahşi kazlar. Ve bu uçan vahşi kazların sesleri havlayan Gabriel’in köpeklerinin sesine benzermiş. Efsaneye göre bu köpeklerin çıkardıkları sesler vaftiz edilmeden öldürülen çocukların sesleriymiş ve bu çocuklar kıyamet gününe kadar gökyüzünde beklemeye devam ederlermiş.
49* Aşıkların tohuma dönüşüp yeniden hayat bulmaları için ilkbaharı beklemeleri bana bir çeşit yenilenmeyi, tıpkı doğadaki bitkilerin tohumlarından yeniden meydana gelmesi gibi insanlarında bu şekilde yeniden dünyada hayat bulacağı inanışını düşündürttü.
50* Peter Gabriel ile yapılan bir röportajda bu şarkıyı yazarken yaptığı bir araştırma esnasında Latin alfabesindeki 26 harf ile matematiksel bir oyun yapar. “F” harfi alfabedeki 6. harftir. “O” harfi 15. Sıradadır (1+5=6) ve X harfi 24.sıradadır (2+4=6) bu şekilde “FOX” yani “Tilki” kelimesini üç adet 6 harfini 666 yani şeytanı sembolize eden sayı şeklinde yan yana sıralayacak şekilde gösterir. Bunu yapış nedeni olarak tek tanrılı ve çok tanrılı dinlerin karşımını göstermek istediğini söyler
51* Pisagor’a göre evrendeki herşey bir matematikse ve numerik bir sıraya göre işler ve bir gerçeklik var ise o da bu sayılardır der. Sayılar, fikirlerin ve düşüncelerin yöneticisidir ve tanrılar ile şeytanların oluşma sebebidir demiştir Pisagor. Not 50’de Peter Gabriel’ın yaptığı matematiksel oyunla şeytanın sayısını bulması gibi adeta. Bu kısımda mısır gevreğine bile matematiksel açıdan mükemmel şekilde süt ve bal ekleme isteğinin esprili bir şekilde anlatıldığını görüyoruz.
52* İslam dinine göre Yecüc Mecüc, Hristiyanlığa göre Gog ve Magog olan bu terim birbirinden oldukça farklıdır fakat azda olsa benzerlik gösterdikleri noktalar vardır bu yüzden Gog Magog’un çevirisi için Yecüc Mecüc kullanılır bende çevirimde böyle kullandım. Gog ve Magog İncil’de Tanrı’ya ve onun dinine inanan insanlara karşı gelecek ve onları öldürmeye çalışacak bir topluluğa verilen isimdir yani Şeytan ile bağdaştırmamız mümkün bu topluluğu.
53* Fareli Köyün Kavalcısı hikayesine göre Almanya’da bir kasabada fare baskını sorunu yaşanıyor ve insanlar bu fareler yüzünden sokağa çıkamaz hale geliyorlar ve tam bu soruna çare bulma konusunda ümitlerini kestikleri esnada üzerinde rengarenk bir kıyafet ve elinde bir düdük bulunan biri kasabaya gelip onları para karşılığında bu beladan kurtaracağını söylüyor ve bu konuda anlaşıyorlar, Kavalcı fareleri müziğiyle büyüleyerek onları bir nehire doğru sürükleyip orada boğup kasabalıyı fare probleminden kurtarıyor ve ardından kasabaya parasını almaya gittiğinde ne yazıkki kasabalılar ona parasını ödemiyorlar, Bu olaya sinirlenen kavalcı aradan bir süre sonra bir gece vakti kasabaya gelip ustalıkla çaldığı düdüğünü çalıyor ve kasabadaki tüm çocuklar büyülenmiş şekilde evlerinden uykularından uyanıp kavalcıyı takip ediyorlar, kavalcı kasabadaki tüm çocukları peşine takıp ortalıktan kayboluyor ve böylelikle kasabalıdan öcünü almış oluyor. Şarkının bu satırında fareli köyün kavalcısının Mecüc yani Şeytan’a yardımcı olan topluluk ile birlikte olduğu görüyoruz. Şarkının önceki bölümlerini hristiyanlık dininde Tanrı’ya inanmayan insanların Tanrı tarafından öldürülmesini eleştirmiştim, kıyamet esnasında Şeytan’ın yaptığı şeyde Tanrı’ya inananları öldürmek yani bunuda aynı şekilde eleştirmemiz mümkün. Fareli köyün kavalcısının o kasabadan parasını alamadığı için masum çocukları bilinmezliğe götürmesi, Tanrı ve Şeytan’ın onlara inanmayanları öldürmesinden farksız bir durum ve bu satırlarda bu eleştiriliyor.
54* Ejderha İncil’de Şeytan olarak betimlenir ve göklerden ateş yağdırma onun yetenekleri arasındadır.
55* Şeytan’ın insan gözlü olarak betimlenmesi ise yine bir sistem eleştirisi, kötü sisteme destek çıkan ve onun büyümesini destekleyen insanlar Şeytan olarak tasvir ediliyor burada.
56* Peter Gabriel tam bu esnada Mecüc kostümü ile sahneye geliyor ve 666 yani şeytanın bizim yani bu dünyanın bu raddeye gelmesine neden olan tüm kötü insanların omurga iliğinden tekrar hayata geldiğini ve artık yalnız olmadığını söylüyor. Sembolik olarak şeytan olarak bildiğimiz ve gözümüzde korkunç bir yaratık olarak canlandırdığımız şeyin aslında kötü kalpli insanlardan başka kimse olmadıklarını ima ediyor bu kısım.
57* Her üflendiğinde daha çok insanın ölmesine neden olan ve Tanrı’nın emrindeki melekler tarafından üflenen borazanların rock and roll çalmasında şöyle bir kelime oyunu var. Rock and roll kelime anlamı olara sallan ve yuvarlan manasına geliyor yani kıyameti gerçekleştiren bu borazanların dünyayı sallayıp yuvarlayarak içindeki insanları öldürmesini esprili bir dilde anlatıyor Peter Gabriel.
58* Pisagor Ay’ın üzerine yazı yazabileceğin iddaa etmiş ve bunu yapabilmek için bir ayna üzerine kan kullanarak yazı yazıp o aynayı Ay’a yansıtarak başarabileceiğini söylemiştir.
59* Tam bu esnada üzerindeki Mecüc kostümünü fırlatıp bembeyaz bir elbise ile sahneye göz kamaştırıcı bir şekilde giriş yapar Peter Gabriel. Bu kısım akıllara Not 11’deki görüş şeklini akıllara getiriyor
[Bölüm 7; Yumurtaların yumurta olduğu gibi emin bir şekilde (Adamların ayağını acıtarak)]
(Hepsininin ötesinde yumurta yumurtadır. “ Ve bu ayaklar....” sonları buluşturarak.) (60)
Ruhlarımızın yanıp tutuştuğunu hissediyor musun
Bu solan gecenin karanlığına farklı renkler saçarak,
Bir nehrin okyanus ile buluşması gibi, tohum içindeki hücrenin hayat bulması gibi adeta (61)
Evimize geri dönmek için özgür bırakıldık sonunda.
Güneşin içinde bir melek duruyor, ve yüksek bir sesle çığırıyor,
“Bu yüce olanın akşam yemeğidir”, (62)
Tanrıların Tanrısı,
Kralların Kralı
Çocuklarına evin yolunu göstermek ve,
Onları Yeni Jerusalem’e götürmek için geri döndü! (63)
Jerusalem = Huzurlu diyar
60* Bu anlamsız görülen kesik kesik yazılar William Blake’in Jerusalem isimli şiirinden alıntılar aslında. Şiire göre İngiltere’nin durumundan hoşnut olmayan bir kişi, çok önceleri İngiltere’nin kutsal bir şehir olduğunu düşünür ve İsa’nın İngiltere’ye gelip Jerusalem cennetini İngiltere’de kuracağını varsaydığını söyler, bu doğrultuda İngiltere’nin şuanki kötü durumu kurtarmak için ve o kutsal cennet Jerusalem’i İngiltere’de kurulmasına yardımcı olmak için İngiltere’yi bu kötü hale getirenler ile savaşacağını söyler bu kişi.
61* Not 49’u anımsatıyor tohum içindeki hücrelerin hayat bulması.
62* Not 1’e bakın
63* Yorumda paylaştığım videoda Peter Gabriel şarkının bu son satırlarını okurkan İsa’nın yükselişini andıran bir şekilde uçuyor.
Ardından eline bir kılıcı sembolize eden bir floresan alıp onu kaldırıyor ve sanki bu mutlu son gibi gözüken sonun aslında ne kadar fazla masum insan öldürülerek elde edildiğini anlatıyor sanki.
Son olarak akılları biraz daha karıştırmak için şarkıyı Şizofreni Teorisi ile bitiriyorum.
Şarkının ilk dörtlüğü yani; Bu kısım şarkının stüdyo kaydında çift ses ile söyleniyor yani Peter Gabriel hem kalın ses hemde ince ses ile söylüyor şarkıyı.
Walking across the sitting-room, I turn the television off.
Sitting beside you, I look into your eyes.
As the sound of motor cars fades in the night time,
I swear I saw your face change, it didn't seem quite right.
Ondan sonraki iki satırı yine tek ses ile okuyor.
And it's hello babe with your guardian eyes so blue
Hey my baby don't you know our love is true.
Bundan sonraki dört satır yine çift ses.
Coming closer with our eyes, a distance falls around our bodies.
Out in the garden, the moon seems very bright,
Six saintly shrouded men move across the lawn slowly.
The seventh walks in front with a cross held high in hand.
Ve son iki satır yine tek ses.
And it's hey babe your supper's waiting for you.
Hey my baby, don't you know our love is true.
Şarkı bundan sonra tek ses ile devam ediyor.
Bu çift ses ile söyleme kısmına bir çok açıdan yorum getirebileceğimiz gibi bunu şarkının anlatıcısındaki kişilik bölünmesine veya o tarz bir psikolojik hastalığa tekabül ettiğini varsayabiliriz. Şarkıda olan biten ve biri diğeri ile alakasız olan bu şarkı sözleri ise şarkıda olan biten herşeyi aslında bir çeşit psikolojik rahatsızlığa yakalanan kişinin hayal ürünü olarak görebiliriz. Yorumda paylaştığım videoda Peter Gabriel’ın dakika 4:28 den başlayarak şarkının sonuna kadar garip hareketler sergilediğini görüyoruz bu garip hareketler de psikolojik rahatsızlığı olan şarkının anlatıcısı teorisini destekler gibi.

https://www.facebook.com/groups/5653393175/permalink/10153636439943176/
« Last Edit: Haziran 07, 2016, 01:35:30 ÖÖ by metafiz »

metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #157 on: Haziran 05, 2016, 03:30:28 ÖS »
Sevgili Aptullah Kalınparmak'ın diğer bir çevirisi Musical Box
-------------------------------------------------------
Genesis – Musical Box şarkısının çevirisi ve analizini yaptım.

Albüme dolaylı yoldan adını veren bu şarkı Peter Gabriel tarafından Victoria Devri İngiltere’sinin karanlık ve kaotik unsurları düşünülerek yazılmış. Ve bu karanlık unsurları bize şiirsel şarkı sözleri ve sözler içerisindeki kelime oyunlarıyla gizlice anlatarak, şarkının yazıldığı ve hala karanlıklığından fazla birşey kaybetmemiş zamanın İngiltere’sinden herhangi bir yasak yemeden şarkıyı dinleyicilerine ulaştırır. Şarkı sözlerini yazarken Charles Dickens’ın “Great Expectations” romanı ile Henry James’in “The Turn of The Screw” isimli kitabından esinlenmiş.

Şarkı sözlerine daha iyi yorum getirebilmek için öncelikle Victoria Devri’nin karanlık unsurlarından bahsedeceğim. Bu devirde çocuklar genellikle yatılı ana okulu tarzı (İngilizcesi; Nursery) yerlerde kalırlardı. Tüm çocuklukları boyunca bu tarz yerlerde ailelerinden uzak kalırdı çocuklar, günde 1 saat gibi kısıtlı bir süre yanlarına gelen ailelerini görmelerine izin verilirdi.. Bu olayın sebebi olarak ailelerin eğitimsizliği mi yoksa o zamanın sisteminin yol açtığı bir sorun mu demeliyiz bilinmez. Çocukların öğle uykusundan sonra belirli bir süre o zamanın popüler oyunlarından olan Kroket isimli oyunu oynarlardı. Albümün kapak tasarımcısına ilham veren Alice Harikalar Diyarında kitabındaki kroket bölümü (https://www.youtube.com/watch?v=PQBBMtWyMNk) onun Nursery Cryme albümü için böyle eleştirel bir kapak tasarlamasını sağladı. Yatılı anaokulu yıllarını ruh sağlığı bozulmadan atlatan çocuklar hayatlarına yatılı olan bir üst okullarda devam ederlerdi ve burada genellikle çocuklara öğretmenlerinden yaşadıkları şiddet ile itaat etmeleri ve boyun eğmeleri öğretilirdi.

Albümün adında bile olan kelime oyunundan bahsedeceğim; “Nursery Rhyme” ın türkçe çevirisine “Çocuk tekerlemesi” diyebiliriz. Albümün adı ise” Nursery Cryme” İlk okunuşta akıllara “Çocuk tekerlemesi” kelimesini anımsatıyor fakat İngilizcede “Cryme” diye bir kelime yok. “Cryme” ın okunuşu ile anlamı “Suç” olan “Crime” ın okunuşu aynıdır ve bu şekilde çevirirsek “Anaokulunda Suç” olur . Peter Gabriel bu kelime oyunu ile küçük çocukların bazı yaramazlıklarını engellemek için dadıların kullandığı ve içeriğinde çocuklara korku salacak kelimeler bulunan sözde “Çocuk” tekerlemelerinin aslında çocukların sağlığına ve psikolojisine ne kadar zararlı olduğunu vurguluyor. Türkçe çocuk tekerlemelerinde de bu tarz konular görmek mümkün, konuyu daha fazla dağıtmak istemediğimden çocuklara zarar verebilecek konular içeren türkçe tekerlemeleri buraya yazıp açıklamayacağım. ( Aklınıza gelen varsa yoruma yazın, güzel bir tartışma konusu olur)

Peter Gabriel bu şarkı için kısa bir hikaye yazmıştır ve bu hikayeyi okuduktan sonra şarkıyı anlaması kolaylaşıyor, hikaye;

Henry Hamilton, Cynthia Jane ile kroket oynuyordu,Güler yüzlü Cynthia kroket sopasını havaya kaldırdı ve zarifçe Henry’nin kafasını havaya uçurdu. Henry’nin ruhu göğe yükseldikten sonra tekrar aşağı indi, çünkü Tanrı tarafından kabul edilmedi ve ona ait eski müzik kutusunun açılması takdiriyle tekrar hayata geri döneceği söylendi. ( Bu kısmı Peter Gabriel aşağıdaki konser kaydında şarkıya başlamadan önce söylüyor )
İki hafta sonra, Henry’nin anaokulunda, Cynthia onun değerli müzik kutusunu buldu.İstekli bir şekilde müzik kutusunu açar açmaz “ Old King Cole” tekerlemesi çalmaya başladı.
Küçük bir ruh figürü belirdi. Henry geri dönmüştü – ama uzun süreliğine değil. Hayata geri döndüğü odada vücudu hızlı bir şekilde yaşlanmaya başladı, bedeni yaşlanan Henry aklen çocuktu hala. Hayatı boyunca yaşayacağı tüm cinsel isteği bir anda üzerinde hissetti. ( Hikayenin sonu şarkı sözlerinin hemen bitişinde )

Benim analizime göre anaokulundaki bu katı eğitim sistemine maruz kalan Henry ve Cynthia bu sistemden en çok etkilenen iki çocuk. Cynhia’nın Henry’i durduk yere öldürmesi beni bu şarkıyı feminist bir bakış açısı ile de çok güzel analiz edebileceğimi gösterdi, ama Peter Gabriel röportajında söylediklerine ve albüm kapağındaki bulgulara baktığımda şarkıyı anaokulu sistemini ve dolaylı yoldan İngiltere’yi eleştirecek şekilde analiz ettim. Psikolojisi bozulan Cynthia Henry’i öldürür ve herhangi bir suçu olmayan Henry’nin ölümü Tanrı tarafından bile kabul edilmez ( Tanrı onun bu yaşta bu sistem içinde haksız yere ölmesine karşıdır ) ve dünyaya geri yollanır. Müzik kutusunun Cynthia tarafından açılmasıyla dünyaya gelen Henry hızlıca yaşlanmaya başlar, Şarkı sözlerinde bu yaşlanma sürecini görüyoruz, 8 yaşında ölen Henry, şarkıdaki her dörtlükte bir 5 yaş yaşlanıyor gibi sanki, Peter Gabriel konser kaydında bu yaşlanma sürecini oldukça güzel yansıtıyor.

GENESIS - MÜZİK KUTUSU

(Müzik kutusundan çıkan Henry, Cynthia ile konuşmaya başlar)
Bana “Old King Cole” tekerlemesini söyle
Bende sana söylerken eşlik edeyim,
Bütün duyguların bana oldukça uzakta gözüküyor artık
Fakat bunun artık bir önemi olduğunu sanmıyorum.

( Krallık deyince akla ilk İngiltere gelir, Gabriel burada İngiltere’nin gözlerde ne kadar büyütüldüğünü fakat aslında hiçte öyle olmadığını sembolize ediyor )

Ve dadı sana gökyüzünün ötesinde olan bir “krallık”
İle ilgili yalanlar söyleyecek.
Ama ben bu Yarım – Dünya’da kayboldum,
Fakat bunun artık bir önemi olduğunu sanmıyorum.

( Bu kısım bana sanki adına tekerleme yazılan “Yaşlı Kral Cole” tarafından söyleniyormuş hissi yarattı, adına yazılan tekerlemenin tekrar tekrar söylenmesini isteyerek kendini tipik bir kral gibi yücelttirmek istiyor. Şarkıyı Henry’i kral olarak düşünüp de analiz edebiliriz fakat bazı değişiklikler yapmamız gerekir, Henry’i masumlaştırmayıp kötü bir karakter yapmalıyız mesela, ruhunun Tanrı tarafından kabul edilmemesini de sahip olduğu şeytansı ruha bağlayabiliriz, Cynthia’nın durduk yere Henry’i öldürmesine de bir sebep bulmuş oluruz böylelikle. Ben Henry’i masum bir çocuk gibi analiz etmeye devam edeceğim)

Bana tekerlememi söyle.
İşte yine başlıyor. (Phil Collins tarafından söyleniyor bu kısım, sanki Cynthia söylüyor gibi)
Bana tekerlememi söyle,
İşte yine başlıyor.

Sadece birazcık,
Sadece birazcık daha zaman kaldı,
Hayatımın sonlanmasına.

Bana tekerlememi söyle.
İşte yine başlıyor.
Bana tekerlememi söyle,
İşte yine başlıyor.

( Bu kısım Peter Gabriel’ın şarkı sözlerine dahil ettiği çocuk tekerlemesi “Old King Cole” Yüzlerce çocuk tekerlemesi arasından bunu seçmesinin nedeni olarak kelimelerin sahip olduğu çift anlamların aslında kralı övmek yerine yermesinden dolayıdır diye düşünüyorum)

Yaşlı Kral Cole güler yüzlü bir ruh idi, (Merry; 1.anlamı; güler yüzlü, 2.anlamı; kafası kıyak )
Ve o güler yüzlü ruh da ta kendisi,
Ve o “piposunu” getirtti,
Ve o “kasesini” getirtti, ( Bowl; 1.anlam; Kase, 2.anlam; Kadeh )
Ve o üç “kemancısını” getirtti. ( Fiddler; 1. Anlamı; üç kağıtçı- dolandırıcı, 2.anlamı; keman çalan kimse )

Ama şöminenin üstündeki saat, tik –tok ( sesleri çıkarıyordu )
Ve ben onun (vücudunun) sıcaklığını bilmek, hissetmek ve dokunmak! istiyorum.

( Bu cümlenin Türkçeye çevirilmesi ancak 4 ayrı cümle ile mümkün olabileceğinden, şarkı sözüne en yakın anlamda tek cümleye sığacak şekilde böyle çevirdim, 4 ayrı cümle olarak da çevireceğim daha iyi anlaşılması için; Ve ben onun sıcaklığını istiyorum. Ve ben onun sıcaklığını hissediyorum. Ve ben onun sıcaklığını biliyorum. Ve ben onun onun (vücudunun)sıcaklığına dokunuyorum. )

O bir hanımefendi, onun boş zamanı var,
Saçını geri tara ki, o yüzünü görebileyim.
O bir hanımefendi, O bana ait!
Saçını geri tara, ve bedenine sahip olmama izin ver!

Burada uzun süredir bekliyordum
Aradan geçen bu kadar zamanın,
Bir önemi olduğunu düşünmüyorum artık.
Orada durağan bir yüz ifadesi takınmış dikiliyorsun!
Söylediğim herşeye kuşkuyla yaklaşıyorsun!
Bana neden dokunmuyorsun! Dokun bana!
Bana neden dokunmuyorsun! Dokun bana!
Dokun bana, haydi haydi haydi haydi!

Peter Gabriel’ın yazdığı hikayenin son kısmı;
Ne yazık ki, Cynthia’yı kendi arzularını doyurmaya ikna ederken çıkan
Seslerden dolayı dadı olayın yaşandığı odaya gelir,
Dadı düşünmeden müzik kutusunu “sakallı çocuğa” fırlatır, Cynthia ve Henry yok olur.

Buna son olarak getirebileceğim yorum; bacak kelimesinin bile halk içinde söylenmesinin ayıp olarak karşılandığı ve Bacak yerine Uzuv kelimesinin kullanıldığı zamanın baskıcı İngiltere’sinde yetişen Henry doğal olarak cinsel arzularını hep içinde yaşadı ve bu onun sonunda tecavüz etmesine sebep oldu. Baskıcı toplumlarda oldukça yüksek seviyelere ulaşan tecavüz sayısına güzel bir eleştiri Gabriel tarafından. Son olarak “Sakallı çocuk” kelimesini ustaca hikayeye ekleyen Peter Gabriel’a ve şarkının doğmasına vesile olan Anthony Philips’e teşekkürlerimi ileterek bitiriyorum.

Video dakika 7:02 deki altyazı yanlış, The Wall yerine Her Warmth olması gerekiyor

https://www.youtube.com/watch?v=-GXQTEtAc1w&feature=share

https://www.facebook.com/groups/5653393175/permalink/10153578044718176/


metafiz

  • Posts: 943
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #158 on: Haziran 05, 2016, 03:34:50 ÖS »
Sevgili Aptullah Kalınparmak'ın diğer bir çevirisi Get Em' Out By Friday. Kendisine tekrardan teşekkür ediyoruz.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Peter Gabriel’in şarkı sözü konusunda uzmanlığını gösterdiği şarkılardan biri olarak gördüğüm Genesis şarkısının çevirisini yaptım, ne yazık ki internette herhangi bir çeviri bulamadım bu şahesere ait. Şarkının yazıldığı yıllarda İngiltere’de mülk sahipleri kiracılarına çektirebileceği her türlü zulümü fazlasıyla yerine getiriyorlardı bu şarkıda genel olarak bu konu eleştirisel açıdan işlenmiş. Şarkıda 3 ana 3 de yan karakter bulunmakta, Gabriel her karakter için farklı ses tonları kullanarak şarkıyı oldukça eğlenceli bir hale getiriyor, sanki bir tiyatro izliyormuş hissi veriyor. Şarkıdaki karakterlerden kısaca bahsedeyim;

John Pebble; amacı sahibi olduğu apartmanlar sayesinde olabildiğinde çok para kazanmak, bu amaçla kurulu “Styx” isimli bir firmada yer alıyor.

Mark Hall; Firma üyelerinden, diğer adı ise Winkler ( direkt çevirisi; göz kırpan), Pebble’ın istekleri doğrultusunda kiracılara “gözünü kırpmadan” zulüm eden ve çeşitli numaralarla evlerinden çıkaran kişilik.

Bayan Barrow; John Pebble’ın sahip olduğu evlerde konaklayan zavallı kiracı, çekeceği acılardan bihaber.

Cuma Gününe Kadar Onları Evlerinden Çıkarın

[ John Pebble]
Cuma gününe kadar onları evlerinden çıkarın!
Son kiracının parası bana bana akmadıkça maaşını alamazsın.
Cuma gününe kadar onları evlerinden çıkarın!
Plana uymamız önemli, herhangi bir gecikme olmamalı.

[Mark Hall]
Ben cadde üzerindeki bu ve diğer
tüm evleri satın alan işinin ehli bir beyefendiyim,
İnsanlığın menfaati için sizlerin gidebileceği daha iyi yerler bulduk.

[Bayan Barrow]
Ah hayır, buna inanamiyorum,
Ah Marry, bizi evimizden çıkarmak istiyorlar!

[John Pebble]
Cuma gününe kadar onları evlerinden çıkarın!
Eğer onlara evlerinde oturmalarına izin verirsek çok
para kaybedeceğimizi daha önce söylemiştim.
Ve eğer zorluk çıkarırlarsa, ceplerine biraz para sıkıştır
ki sorunlarımız hemen çözülsün.

[Bayan Barrow]
Bu kadar zamandan sonra, bizden gitmemizi istiyorlar,
Onlara kira ücretinin iki katını ödeyebileceğimizi söyledim.
Onların paraya olan bu doyumsuzluklarının bana neden gülünç geldiğini bilmiyorum.
O işgüzar (Mark Hall - The Winkler) bugün yine aradı, yanında getirdiği dörtyüz pound ve bize ayarladığı evin fotoğrafı ile bu sabah buraya geldi.
Doğal gazlı apartman daireleri.
Sanırım büyük zorluklar yaşayacağız.

[John Pebble]
Şimdi onları kıstırdık!
Her zaman söylemişimdir para para para herşeyi çözer.
Çaba sarfetmek ödüllendirici olabilir,
Eğer içine doğan his senin kazanmana (kazıklamana) yardımcı olan bir hediye ise. (Peter Gabriel burada excel- sell sell ile güzel bir kelime oyunu yapıyor)

[Mark Hall]
İşte geldik şuan Yeni Kasaba Harlow’dayız,
şu karşıdaki apartmanınızı farkettiniz mi, tam şuradaki,
Ne yazik ki son konuştuğumuzdan bu yana
kirayı birazcık daha yükseltmek zorunda kaldık, sadece birazcık

[Bayan Barrow]
Ah hayır, buna inanamıyorum
Ah Marry, ve biz ayrılmayı kabul ettik.

( Steve Hackett’ın hızlı gitar solosu ile hızlanan zaman Peter Gabriel’ın sakin flüt solosu ile yavaşlayarak bizi bir anda 1972 yılından 2012’ye taşır, şimdi Peter Gabriel’ın müthiş hayal gücü ve öngörü yeteneğine şahit olacağız )

18.09.2012 Televizyonlarda ve çeşitli basın yollarıyla flaş haber anons geçilir; (Anons verilirken Tony Banks’ın anons sesini klavye ile taklit edişi );

Bu Gen Kontrol şirketinin bir mesajıdır;
Ne yazık ki sizi, insansıların boylarında yarı yarıya bir kısaltma yapılacağı
konusunda bilgilendirmem gerekiyor.

( Yeni Kasaba Harlow sakinlerinin boş vakitlerini eğlenerek geçirebileceği Kasaba Bar’ı içerisinde Joe Ordinary isimli bir kasaba sakini konuşma yapar – arka planda bardan gelen sesler duyuluyor - )

Gen Kontrolü yöneticilerinin yakın zamanda satılmış olan
tüm apartmanları satın aldıklarını duydum, utanmazca riskler alıyorlar.
İnsanların boyca daha kısa olacakları söylendi, normal bir apartmana
İki katı fazla insan sığdırabilecekler. Bunun sorun yaratmayacağını söylüyorlar...
Harlow Kasabasının kiracılarından başlayarak, insanlığın menfaati uğruna olan bu yolda bizlerden bu kasabayı da terk etmemizi istiyorlar, bu kasabayıda...

( Yarı yarıya boyları kısaltılacak insansıları duyan John Pebble,sahibi olduğu değerli apartman dairelerine iki katı fazla insan sığdırmak için daha öncede evlerinden çıkarttığı Harlow kasabası sakinlerini tekrar evlerinden çıkartır, bu yeni distopik dünya düzenine hemen alışan Pebble yeni düzenin yöneticileri tarafından yüksek mertebelere yükseltilir )

[ John Pebble]
Yapacak yeni işler buldum sanırım
Düzinelerce apartman daireleri – Beş’ten alıp otuzdört’e satacağız,
Bazı dairelerde hala konaklayanlar var.
Winkler’ı ( Mark Hall ) o dairelere bir “göz atması” için yollama zamanı,
Biraz daha benimle çalışmak zorunda.

( Şarkının son satırları kimin ağzından söylendiği belirsiz olan bir bildiri ile bitiyor, Satin Peter’ın Dinsel bir bildirisi, çok fazla bilgim olmamakla birlikte bu iki satır bana kötü niyetli din adamlarının cennetten arsa satıp para kazanma olaylarını anımsattı, belki de John Pebble’ın bir sonraki planı olabilir)

Son iki satır;
Elindeki arsa ile Dünya’da mutlu olacaksın
O zaman cennet için kiliseye yatırım yapmalı...

https://www.youtube.com/watch?v=Kp-TwWnn0dk&feature=share

https://www.facebook.com/groups/5653393175/permalink/10153574090388176/

Ynt: Genesis
« Reply #159 on: Ekim 20, 2016, 08:53:31 ÖS »
Genesis - Watcher of the Skies çeviri ve analizi.

“Foxtrot” albümünün ilk parçası olan “Watcher of the Skies” bilim kurgu romanından fırlamış bir hikayeye sahip. Şarkı sözleri Tony Banks ve Mike Rutherford tarafından İtalya – Napoli’de verecekleri konserden hemen önce yazılmış. Konser verdikleri alanın kurak ve çölümsü yapısı onların akıllarına eğer bir uzaylı insanlığın yok olduğu Dünya’ya gelip gözlem yapsaydı düşünecekleri ne olurdu sorusunu getirmiş. Şarkının isminin John Keats’in 1817 yılında yazdığı “On First Looking into Chapman’s Homer” isimli şiirinden geldiği düşünülüyor. O şiirde geçen kısım ise şu;
Then felt I like some watcher of the skies
When a new planet swims into his ken
   
Şarkı sözlerinin esinlenildiği düşünülen Arthur C. Clarke tarafından yazılmış iki adet hikaye var. İlki “ Rescue Party” isimli kısa hikaye ikincisi ise “Childhood’s End” isimli roman. “Rescue Party” hikayesinde Dünya yok olmaya 2 saat kala başka gezegenden gelen bir uzay gemisi Dünya yakınlarından geçerken Dünya’dan gelen radyo sinyallerini alır ve olası zeki yaşam formlarını incelemek için gözatmaya gelirler. Umduklarını bulamayan uzaylılar, insanların meydana getirdiği binalar ve araçların yıkıntıları dışında birşey bulamazlar. Uzaylılara göre bir zeki yaşam formunun radyo teknolojisinden uzay araçları yaratıp uzaya açılma teknolojisine ulaşması yaklaşık 1000 yıl sürermiş ve bu yüzden tüm insanlığın yok olduğu sonucuna varırlar. Güneşin patlayıp sistemindeki tüm gezegenleri yok etmeye dakikalar kala uzaylılar dünyayı terkederler ve kendi gezegenlerine doğru yola çıkarlar. Yolculuk esnasında inanamayacakları bir manzara ile karşılaşırlar, güneş sisteminin dışında yol alan insanlar tarafından yapılmış binlerce uzay gemisi, uzaylılar insanların radyoyu keşfetmesinden 200 sene sonra bu teknolojiye ulaşmalarına inanamazlar. Henüz ışık hızı teknolojisine ulaşamamış insan ırkı yaşayabilecekleri yeni bir gezegen bulma umuduyla yolculuklarına devam ederler ve hikaye burada sonlanır. Hikayeyi okumak isteyenler bu linkten ulaşabilirler; https://www.baen.com/Chapters/0743498747/0743498747___1.htm

Ayrıca sesli kitap olarak da dinleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=jLPEIQeiQig

Şarkı sözleri bana göre “Rescue Party” hikayesinden esinlenilmiş, “Chilhood’s End” Romanıyla pek bağdaştıramıyorum. Bu roman daha çok Pink Floyd ve Marillion’n aynı isimli şarkılarına ve Van Der Graaf Generator’ın “Childlike Faith in Childhood’s End” şarkılarıyla bağdaştırılıyor.  Göz atmak isteyenler için bu roman 3 bölümlük bir kısa dizi olarak yayınlanmış. John Lennon’ın “Imagine” isimli şarkısının gerçekleşmiş halini görüyoruz dizide. Bilim kurgu filmlerini seviyorsanız oldukça seveceğiniz bir kısa dizi olacaktır. Buradan izleyebilirsiniz;
http://www.dizibox.com/childhoods-end-1-sezon-1-bolum-izle/

Şarkının en dikkat çekici yerlerinden birisi şüphesiz girişteki mellotron kısmı. Tony Banks aslında birçok notanın bozuk ses verdiği çok eski bir mellotron ile çalışırken bu şarkının girişindeki büyülü sesleri elde etmiş. Bu şarkıyı bozuk mellotron ile kaydetmişler ve daha sonra başka hiç bir mellotrondan o bozuk mellotronun verdiği sesi alamadığını belirtiyor röportajında. Bir konser zamanı Tony Banks bu şarkının giriş kısmını çalarken bu notaların Steve Hackett’e büyük bir uzaylı gemisinin konser alanına iniş yaptığı hissini verdiğini söylüyor röportajında. Gerçektende şarkının ilk 1:30 dakikalik kısmındaki yüksekten başlayıp alçalan notalar bir uzay gemisinin dünyaya iniş yaptığı hissini vermiyor değil. Dakika 1:30’dan şarkının sonuna kadar devam eden Phil Collins’in düzensiz bateri ritimleri şarkıyı olduğundan daha da fazla ilginç kılıyor. Bu düzensiz ritimlerin Gustav Holst’un Mars isimli bestesinden esinlenildiği söyleniyor. Buradan dinleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=Jmk5frp6-3Q

Peter Gabriel kostümleri arasında en çok beğenilen bu şarkıda kullandığı uzaylı kostümü. Rengarenk parlak pelerini, başının üzerindeki yarasa kanadı eklentisi, yüzündeki fosforlu makyaj ve bu kostüm içerisinden sergilediği gizemli bakışlar ona gerçekten dünya dışı birisi havası katıyor.


Göklerin Gözcüsü
Göklerin gözcüsü hepsinin gözcüsü
Kendi başına bir gezegen, hiçbir gezegen ona ait değil
Hayatın artık kendisini şaşırtmadığı birisi o,
Gözlerini yükselterek bilinmeyen bir gezegeni gözler.

Canlılar bu gezegenin toprağına hayat verdi,
Artık onların devrinin sonu geldi,
Yaşam yine bir yaşamın sonu mu oldu,
Başka yerde oyunlarını oynamaya devam mı ederler
Çocuk oyunlarından başka birşey bilirler mi?
Belki kertenkele kuyruğunu değiştirir,
Bu İnsan’ın Dünya ile uzun birlikteliğinin sonudur.

Boş kalıntılarına bakarak yargılama bu ırkı
Yarattığı canlılar ölünce Tanrı’yı yargılar mısın ?
Şimdilik, kertenkele kuyruğunu değiştirir
Bu İnsan’ın Dünya ile uzun birlikteliğinin sonudur.

Yaşamın tekilliğinden Hayatın bütünlüğüne,
 Hayattaki yolcuğunun sonlandığını düşünme
Gemin sağlam olsun, denizin merhameti yoktur,
Varoluş okyanusunda hayatta kalabilecek misin ?
Kadim çocuklar gelin ve dediklerimi dinleyin
Bu sizi yolunuza uğurlayacağım ayrılık konseyidir.


Ne yazık ki umutlarınız yıldızlara dönük artık
Bizim yaşadığımız yere hiçbir zaman gidemeyeceğinizi biliyorsunuz
Göklerin gözcüsü hepsinin gözcüsü
Bu yalnız sizin kaderiniz, bu kader sizin.

İlginç bir konu ile bitirmek istiyorum. Steve Hackett “Watcher of the Skies;Genesis Revisited” albümü ile ilgili bir röportajında bu şarkının 1:30 dakikasından sonuna kadar devam eden Phil Collins’in düzensiz bateri ritimlerinin aslında Phil Collins tarafından tasarlanan bir mors kodu olduğunu yazmış. Dün şu site üzerinden mors alfabesini öğrenmeye çalıştım fakat başaramadım, aramızda mors alfabesinden anlayan varsa bu gizli mesajı çözebilirse çok güzel olur. Barclay James Harvest’in “Nova Lepidoptera” şarkısının başındaki mors kodunun tercümesi “UFO” imiş. Watcher of the Skies şarkısında da bu tarz ilginç bir yazı çıkacağını düşünüyorum. Yardımcı site; http://morsecode.scphillips.com/translator.html







« Last Edit: Ekim 20, 2016, 11:00:41 ÖS by Aptullah Kalınparmak »

Ynt: Genesis
« Reply #160 on: Ekim 25, 2016, 05:21:33 ÖS »
Genesis - Harold the Barrel Çevirisi ve Analizi.



Nursery Cryme albümünün 5. Şarkısı olan bu şarkı Foxtrot albümündeki “Get em out by Friday” şarkısında olduğu gibi adeta bir sesli tiyatro izlenimi yaratıyor dinleyicilerde. Parça 3 dakika gibi kısa bir süreye sahip olmasına rağmen içine oldukça fazla şey sığdırılmış. Peter Gabriel tarafından yazılan şarkı sözleri onun aslından halkın içinden birisi olduğunu ve bulunduğu toplumu ne kadar iyi irdelediğini gösteriyor bizlere. Şarkı Harold Barrel ya da kasaba tarafından bilinen adıyla Varil Harold isimli bir restoran işletmecisinin acıklı hikayesini konu alıyor. Harold 3 çocuk sahibi ve bizlerden farklı olmayan hayata sahip bir insan. Yaşı ilerledikçe hayatın acımasız yönlerini gittikçe ağırlaşarak görmeye başlıyor ve bu psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Harold mutlu rolü yapmak yerine bu sahneyi terketmeyi seçiyor ve bu tiyatronun daimi izleyicileri olan İngiliz halkı Harold’dan bir süre daha faydalanmak ve tüketmek için ona engel olmaya çalışıyorlar. Başarabiliyorlar mı görelim;

Varil Harold

[Haberler;] (1)
Bu sabah erken saatlerde Bognor’lu meşhur restoran sahibi kayıplara karıştı. (2)
En son üzerinde kahverengi bir palto ile görüldü,
İyice kamufle olmuş şekilde,(3)
Onu trene yetişmeye çalışırken gördüler.

[Caddedeki bir adam] (4)
Üç çocuk babası birde, rezil herif.
Ne küstahca bir hareket!
Varil Harold ayak parmaklarını kesti ve onları çay yanında ikram etti.
Fazla uzağa gidemez, o fazla uzağa gidemez.
Ayakta duracak bir bacağa bile sahip değil.
Fazla uzağa gidemez.

[Köşedeki adam] (5)
Ana meydandaki bir kapının yanında duruyorum.
Gerilim artıyor.
Öfkeli insanların bulunduğu huzursuz bir kalabalık var.

[Belediyeden bir adam]
Daha önce görmediğimiz kadar kalabalıklar
Güvenliği artırmamız lazım.
Kasabadaki yüksekçe bir yerden
Konuşma yapmak için belediye başkanı hazırdır.

[Belediye Başkanı] (6)
Şüpheli kişilik, daha fazla dayanamazsın,
İngiliz halkı arkamızda.

[İngiliz Halkı] (7)
Daha fazla dayanamaz, kesinlikle daha fazla dayanamazsın.
Bu adama güvenilmeyeceğini söylemiştim değil mi ?
Bunun kardeşide aynı bunun gibiydi!
Daha fazla dayanamazsın!

[Harold Barrel]
Eğer buradan kilometrelerce uzakta olsaydım,
Bir tekne ile denize açılıyor olurdum,
Bunun yerine tüm dünyanın aşağıda kaldığı (8 )
bir pencere çıkıntısının üstündeyim.
Bu pencerenin üstünde
İşte burada..

[Bay Plod]
Sana yardım edebiliriz

[Bay Plod’un grubu]
Sana yardım edebiliriz

[Bay Plod]
Biz hepimiz senin arkadaşlarınız,
Aşağı in ve bizimle konuş evlat.

[Harold Barrel]
Şaka yapıyor olmalısınız
Atlamayı tercih ederim.

[Anlatıcı]
Kalabalık gittikçe kuvvetleniyordu ve bizim Harold’umuz gittikçe güçsüzleşiyordu;
İleri, geri, sağa ve sola doğru sallanarak
En korkunç şeyin başına gelmesini bekliyordu.
Onlar Harold’un annesini onun bulunduğu pencere çıkıntısına getirdiler.
Annesi son bir istekte bulundu.

[67 yaşındaki Bayan Barrel] (9)
İn çabuk aşağıya, eğer baban seni bu halde görseydi çok çok çok üzülürdü.
Atlayamazsın, orada öyle durup atlayamazsın.
Kıyafetlerin pislik içinde, bak şurada B.B.C’den bir adam var
Atlayamazsın!

[Bay Plod]
Sana yardım edebiliriz

[Bay Plod’un grubu]
Sana yardım edebiliriz

[Bay Plod]
Biz hepimiz senin arkadaşlarınız,
Aşağı in ve bizimle konuş Harry. (10)

[Harold Barrel]
Şaka yapıyor olmalısınız
Atlamayı tercih ederim...... (11)

1) Harold’u tüketmek isteyenlerin başında gelen kuruluşlardan birisi de Medya, onun yaşadığı kötü olayları umursamaksızın sadece reyting ve kazandığı para uğruna Harold’u tüketilebilecek bir malzeme olarak kullanıyorlar ve tüketim çılgını olan İngiliz halkının önüne fırlatıyorlar zavallı Harold’u.

2) Bognor; İngiltere’de bir sahil kasabası

3) Toplum baskısı, medya baskısı ve daha nice kötülüklerden kendini saklamak için kamufle olmaya çalışıyor.

4) Tüketim çılgını İngiliz halkı, Medya’nın onları hiç tanımadıkları bir adama karşı nefretle doldurması sayesinde sinir küpüne dönüşmüşlerdir, Kendilerinin topluma uyumlu olduklarını kanıtlamak için Harold’u bulup ona nefret kusmalıdırlar, toplumdan dışlanmamak bunu gerektirir. Kitle kontrol cihazı olan ve herkesin evinde muhakkak bulunan bu gizli silah Televizyon’un ne kadar korkunç birşey olduğu vurgulanıyor bu satırlarda.

5) Tiyatrodaki robotlaştırışmış seyircilerden birisi de bu köşedeki adam, gerilimin artmasını ve Harold’un gittikçe daha çok acı çekmesini adeta bir aksiyon filmi edasında izliyor.

6) Figuranlardan, sahneden, perde arkasından, seyircilerden, medyadan ve diğer tüm unsurlardan sorumlu olan Belediye Başkanı, tiyatronun başarılı bir şekilde sonlanmasını ve bundan elde edebilecekleri maksimum geliri elde etmek istiyor. Başkan sahnedeki yerini alarak İngiliz halkının nefretini körükleyecek bir konuşma yapıyor. Medya artan reytinglerden oldukça mutlu. Karışık duygular içindeki seyirciler ise zevkten çıldırıyor.

7) Onları temsil eden başkanlarının yaptığı konuşma ile milliyetçilik duyguları kabaran İngiliz halkı artık bu olayı vatan millet olayına dönüştürür ve daha da ağır kelimeler ile Harold’a saldırmaya devam ederler. Başkan yaptığı başarılı konuşma ile İngiliz halkını kendi kopyasına dönüştürmüştür. Medya,Başkan ve İngiliz Halkı bütünleşerek yok edilemez bir silaha dönüşüyor.

8 ) Harold aşağıda onu yok etmek isteyen topluluğu tüm Dünya’nın bir yansıması olarak görüyor çünkü bu düzen tüm Dünya’da aynı, bu düşünceler içinde olan Harold artık o ve onun gibi insanların gerçekten mutlu olabileceği bir yer kalmadığını anlıyor.

9) En korkunç şeyin başına gelmesini bekleyen Harold sonunda bununla yüzleşiyor. Belki de o anda onu hayata döndürebilecek tek kişi olan annesinin de artık bu robotlaştırılmış topluluğun bir parçası olduğunu görüyor. Oğlunun kirli kıyafetleri yüzünden televizyonda rezil olma korkusu içinde olan annesi oğlunu biraz olsun düşünmüyor.

10) Bir süredir Harold’u umursuyormuş gibi gözüken Bay Plod’u Harold’un adını Harry olarak yanlış telaffuz ederken görüyoruz.

11) Artık onun için mutlu olunabilecek bir yer kalmadığını anlayan Harold, Peter Gabriel’ın sondaki muhteşem vokali ve Tony Banks’ın hüzünlü piyanosu eşliğinde atlayıp bu acımasız düzeni terk ediyor.
« Last Edit: Ekim 25, 2016, 05:24:02 ÖS by Aptullah Kalınparmak »

bay.c

  • Genel Moderatör
  • Posts: 2309
    • View Profile
    • Email
Ynt: Genesis
« Reply #161 on: Kasım 10, 2016, 02:39:39 ÖÖ »
Emeğine sağlık, teşekkürler  ;)
Ne zaman yukarılara tırmansam "EGO" diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.

FRIEDRICH NIETZSCHE